Urfa’da düzenlenen bir çalıştayda ekoloji, sağlık ve insan hakları savunucuları, suyun Kürdistan coğrafyasında barajlar ve savaş politikalarıyla bir denetim aracına dönüştürülmesini tartıştı. GAP’ın sadece Türkiye’deki Kürt coğrafyası değil, Federe Kürdistan ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye uzanan ekolojik ve toplumsal etkileri öne çıktı.
HABER MERKEZİ- Urfa’da düzenlenen bir çalıştayda ekoloji, sağlık ve insan hakları savunucuları, suyun Kürdistan coğrafyasında nasıl bir yaşam kaynağı olmaktan çıkarılıp siyasal ve askeri bir araca dönüştürüldüğünü tartıştı. Baraj projeleri, savaş politikaları ve cezasızlık rejimi, doğa ile toplum arasındaki kopuşun temel başlıkları olarak öne çıktı.
Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla gerçekleştirilen “Kendimizi ve Kentimizi Yönetmek: Kentte Demokrasi ve Toplumsal Barış Çalıştayı’nın “Doğadan Topluma: Adalet ve Barış” başlıklı son oturumunda, “adalet” ve “barış” kavramları doğrudan ekolojik yıkım üzerinden ele alındı. Tartışmanın merkezinde ise devletin su üzerindeki mutlak denetimi vardı.
BARIŞ HALK SAĞLIĞI İÇİN DE BİR TEMİNAT
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi 2. Başkanı Dr. Pınar Saip, savaş politikalarının yalnızca can kaybına değil, toplumsal bir sağlık krizine yol açtığını vurguladı. Barışın yalnızca siyasal bir talep değil aynı zamanda bir halk sağlığı meselesi olduğuna işaret eden Saip, “Temiz suya, güvenli işe, eşit yaşam koşullarına erişimin olmadığı bir yerde sağlıktan söz edilemez” dedi.
Pınar Saip, “Havamızın, toprağımızın, denizimizin, akarsuyumuzun, ormanımızın her şeyin temiz olması lazım. İyi bir eğitim almamız, insanca bir yaşam için yeterli bir gelirimizin olması lazım. Türkiye’de maalesef her gün 5 kişi iş cinayetleriyle kaybediyoruz. Ciddi bir rakam. Güvenli bir iş ortamına ihtiyacımız var. Güvenli ulaşım, tabii ki eşitlik, bütün bu olanaklara eşit ulaşım, sağlıklı altyapıya ihtiyaç var. Sosyal yaşam alanları gerekiyor. Ve bu sürece bizim demokratik bir katılımımızın olması lazım. Sağlıkta olabilmek için. Ve tabii barış ve özgürlük ortamı olmazsa olmaz” diye konuştu.
GAP TÜM KÜRT COĞRAFYASININ KRİZİDİR
Mardin Ekoloji Derneği yöneticisi Agit Özdemir ise su politikalarının Kürt coğrafyasında uzun süredir bir güvenlik ve kontrol stratejisinin parçası olduğunu söyledi. Barajlar, hidroelektrik santralleri ve endüstriyel tarım uygulamalarının, suyu yerel halkın elinden alarak merkezi idarenin denetimine soktuğunu belirtti.
Özdemir’e göre GAP bu yaklaşımın en kapsamlı örneği. “Kalkınma” söylemiyle hayata geçirilen proje, Fırat ve Dicle havzasını 22 baraj ve 19 HES ile yeniden şekillendirirken, Türkiye, Irak ve Suriye’deki tüm Kürt coğrafyalarını aynı şekilde etkiledi; su rejiminin değişmesi, tarımı, yaşam biçimlerini ve sınır aşan ekosistemleri geri dönülmez biçimde dönüştürdü.
İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi yöneticisi Serhat İzol ise ekolojik yıkım ile cezasızlık politikaları arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Urfa’nın uzun yıllardır işkence, faili meçhul cinayetler ve keyfi tutuklamalarla anıldığını hatırlatan İzol, bu ihlallerin neredeyse hiçbirinin etkili biçimde soruşturulmadığını söyledi. “Cezasızlık, bu kentte istisna değil, kuraldır” dedi.
Çalıştay, doğa tahribatı, savaş ve hak ihlallerinin birbirinden bağımsız değil; aynı siyasal aklın farklı yüzleri olduğu tespitiyle sona erdi.



