Ayşen Şahin
Bugün Sevgililer Günü.
Sevenleri sevdiğine kavuşturmak isteyen bir rahibin idam edilmesiyle başlayan tarihçesine rağmen yüz yıllar içinde her şey gibi tüketime dair bir güne dönüştü.
Her şeyi tüketen insanlık sevgiyi de tüketimle eşleyecekti elbet.
Bizim neslin sevgiye dair ilk kanısında, Cengiz Aytmatov’un eserinden sinemaya uyarlanan o meşhur Atıf Yılmaz filmi “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın katkısı büyüktür. Sevgi emektir diye yetiştik. Filmler, kitaplar ve hatta Mevlana’dan öğreniyorduk ki sevmek, karşındakini sevmesi en kolay özellikleriyle değil, her şeyiyle kabul edebilmekti. Yolun sonu yine emeğe çıkıyordu yani.
Sevmek işi emek yoğun bir işti. Zihnen, fiziken yeri geldiğinde madden, bedeli ağır.
Dijitalleşmeyle birlikte aşk da ayağımıza geldi. Görüldü atmalar, sağa kaydırmalar, kör buluşmalar, DM’den yürümeler, ikinci el eşya satış sitesinden bile ilişki kovalayabildi insanlar.
Ne gitti peki elimizden? Sevginin emekle olan ilişkisi gitti.
Uzun bakışmaların sabrı, dildeki özen, elin terinden eprimiş mektuplar, sözleşilen saatten önce varılan randevular, dizin dize ilk değdiği andaki nabızlar gitti. Erişimdeki kolaylık sevgiyi zorlaştırdı.
Hatta o kadar yaygın şekilde zorlaştırdı ki toplumun ortak sevgisini haiz kimseler bırakmadı sosyal medya.



