Hicri İzgören
Siyaset biliminde barış genelde ikiye ayrılır: Savaşın ve fiziksel şiddetin yokluğu olan negatif barış ve adaletin, eşitliğin ve huzurun kurumsallaşmış halini ifade eden pozitif barış. Ancak bugün dünyada ve yerelde eksikliğini hissettiğimiz şey, bu tanımların çok daha ötesinde bir kavram; barışın toplumsallaşması.
Barışın toplumsallaşması, barışı sadece devletlerin veya diplomatların masada attığı bir imza olmaktan çıkarıp, onu sokağın, evin, okulun ve nihayetinde bireyin vicdanının ana dili haline getirme sürecidir. Barış, yukarıdan aşağıya inşa edilen siyasi bir iradeyle başlar ancak aşağıdan yukarıya benimsenmediği sürece kırılgan kalmaya mahkumdur. Bir çatışma sonrası imzalanan protokoller, eğer toplumun kılcal damarlarına sızmazsa; ön yargılar, nefret söylemleri ve “öteki” algısı varlığını korur. Toplumsallaşmayan bir barış, sadece bir ateşkes durumudur. Gerçek barış ise bir uzlaşma kültürüdür.



