Sevda Çetinkaya
Dünya siyasetinin en ağır masalarından biri kurulduğunda, orada kimlerin oturduğu hiçbir zaman sadece diplomatik bir mesele değildir.
O masada aslında tarihin hangi yöne akacağı da belirir.
Bu nedenle bu yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda Suriye’yi temsil eden heyetin içinde Kürt aktörlerin yer alması, sıradan bir diplomatik görüntü değildi. Uzun bir tarihsel boşluğun kırılması anlamına geliyordu.
Heyette bulunan Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, sadece SDG temsilcileri olarak değil, yüzyıldır kurulan masalara çağrılmayan bir halkın fiili varlığını taşıyarak o salona girdiler.
O salona giren iki isimden ibaret değildiler.
Dışarıda bırakılmış bir tarihin ta kendisiydiler.
Tam da bu noktada içeride ve dışarıda yükselen bazı seslere bakmak gerekiyor.
Suriye’de daha müzakere ihtimali konuşulmaya başlar başlamaz her şeyi “çöküş”, her gelişmeyi “kaybediş” olarak sunan, felaket senaryolarını dolaşıma sokanları dinledik.
Sanki siyaset bir zafer grafiğinden ibaretmiş gibi…
Oysa siyasal mücadele düz bir çizgi değildir. Bazen geri çekilme, bazen durma, bazen yeniden kurma anları içerir.
Her tökezleme de son değildir, her sessizlik de yenilgi anlamına gelmez.
Kürt siyaseti, bölgesel dengeler, uluslararası güçlerin sert hegemonya mücadelesi ve savaşın yarattığı zorluklar içinde kararlarını vermek ve yönünü belirlemek zorunda kalıyor.



