Fikret Başkaya
Faşizm 1920’li ve 30’lu yılların, XX’nci yüzyılın bir ‘sapkınlığı’ değil, kapitalizme içkin bir eğilimdir. ‘Şeyler’, sosyal olaylar ve süreçler zamanla değişiyor. Onları tanımlamak, anlamak, adlandırmak, bilince çıkarmak için kullandığımız kelimeler ve kavramlar zamanla eskiyor, hatta ölüyor; zira onların da bir ömrü, bir tarihi var. Zamanla kullandığımız kelimeler ve kavramlarla maddi-sosyal gerçeklik arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Ölü bilgilerle dışımızdaki gerçekliği düşündüğümüzü, anladığımızı sanıyoruz… Güneşli bir havada güneş gözlüğü takmak daha iyi bir görüş sağlar ama güneş battıktan sonra da gözlük takmaya devam edilirse, gözlük sadece işe yaramaz hale gelmez, görüşü daha da zorlaştırır…
Faşizm, verili yasal ve kurumsal çerçeve, liberal burjuva demokrasisi dahilinde kapitalizmin çelişkileri sürdürülemez hale geldiğinde, yapısal kriz derinleştiğinde imdada yetişiyor… ABD’de Trump faşizmi; ekonomik-finansal, ekolojik krizi, hegemonya krizini etkisizleştirmek üzere gündeme geldi… Sadece Trump aşırılığının/sapkınlığının sonucu değil… Elbette XXI’inci yüzyıl faşizmlerinde, klasik faşizmin görüntüleri yok ama işlevi aynı: Krizi aşmak, kapitalizmin ömrünü uzatmak… Lâkin bu sefer durum farklı… Zira söz konusu olan kapitalizmin nihai krizi… Artık şimdilerde uluslarüstü (transnational) bir kapitalist sınıf oluşmuş durumda… Üstelik, sosyal krize iklim krizi ve ekolojik yıkım da eklenmiş bulunuyor… Sosyal muhalefeti ezmek için devlet terör rejimi dayatılıyor… Onun da yolu bazı toplum kesimlerini (muhalifler, sosyalistler, mülteciler, ne demekse ‘kaçak işçiler’, entelektüeller, vb.), düşmanlaştırmak, toplumu kutuplaştırmak, işçi sınıfının ve bir bütün olarak emekçi halk sınıflarının mücadele yeteneğinin aşındırılması, bulundukları zeminin gerisine püskürtülmesi amaçlanıyor…



