BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Uygarlığın eksik başlangıcı Göbekli Tepe |

Erkekleşen mekân ve kadının sürgünü

Uygarlığın eksik başlangıcı Göbekli Tepe |

Menekşe Kızıldere

Göbekli Tepe çoğu zaman uygarlığın başlangıcı olarak sunulur. Ancak bu tanım, başlangıcın niteliğini sorgulamaz; yalnızca kronolojik bir “ilk” olma haline işaret eder. Oysa Göbekli Tepe’de ortaya çıkan şey, insan topluluklarının birlikte yaşamaya başlamasından çok daha fazlasıdır. Burada kurulan düzen, mekânın, anlamın ve toplumsal hafızanın belirli bir iktidar ekseni etrafında yeniden yapılandırıldığı bir eşiktir. Bu eşikte dikkat çeken temel unsur ise kadının kurucu toplumsal rolden sistematik biçimde dışlanmasıdır.

Bu nedenle Göbekli Tepe, uygarlığın tamamlanmış bir başlangıcını değil, eksik ve sorunlu bir kuruluş anını temsil eder.

Mekânın Erkekleşmesi

Göbekli Tepe’nin mimari düzeni, mekânın tarafsız olmadığını açık biçimde gösterir. T-biçimli dikilitaşlar, üzerlerindeki kemer, kol ve el kabartmalarıyla antropomorfik özellikler taşır ve insan bedenini temsil eder [1]. Bu temsillerin tamamı eril nitelikler gösterir. Mekânın merkezi bu sütunlar etrafında kurulmuş, kutsallık ve anlam bu merkez üzerinden örgütlenmiştir.

Dikilitaşlar üzerindeki yırtıcı hayvan figürleri -yılan, akrep, tilki gibi-avcı erkekliğin, güç ve tahakkümle kurulan ilişkinin simgesel ifadesi olarak değerlendirilir [2]. Doğa, burada birlikte yaşanan bir ekolojik varlık alanı olmaktan çıkar; temsil edilen, denetlenen ve hiyerarşik olarak konumlandırılan bir unsura dönüşür.

Bu mimari ve simgesel düzenleme, mekânın erkekleşmesiyle birlikte kamusal alanın da cinsiyetlendirilmesinin erken bir örneğini sunar. Göbekli Tepe’de kamusal olan, kutsal olan ve merkezi olan; kadınsız bir biçimde kurulmuştur.

Anlamın Doğadan Kopuşu

Erken toplumsal dönemlerde anlam, doğayla kurulan doğrudan ilişki içinde şekillenmekteydi. İnsan, doğayı dinleyerek öğreniyor; üretim, ritüel ve toplumsal bilgi bu ilişkisellik üzerinden gelişiyordu [3]. Göbekli Tepe ile birlikte bu bağ kopmaya başlar.

Anlam, doğrudan yaşanan ve paylaşılan bir deneyim olmaktan çıkar; semboller, merkezî yapılar ve ritüel düzenekler aracılığıyla yeniden üretilir. Bu dönüşüm, yalnızca düşünsel bir değişim değil; toplumsal yapıyı kökten etkileyen bir kırılmadır. Anlam artık kolektif yaşamın içinden değil, belirli bir grubun temsil gücü üzerinden kurulmaktadır.

Bu kopuş, ilerleyen tarihsel süreçte iktidarın merkezileşmesini mümkün kılan zihinsel zemini oluşturur. Anlamın merkezileşmesi, mekânın ve toplumsal düzenin de merkezileşmesinin önünü açar [4].

Kadının Sürgünü ve Hafızanın Yeniden Yazımı

Göbekli Tepe’de dişil temsillerin neredeyse tamamen yokluğu, bu alanın en çarpıcı özelliklerinden biridir. Aynı dönemde, özellikle Çatalhöyük gibi yerleşimlerde kadın figürlerinin ve dişil sembollerin yaygınlığı bilinmektedir [5]. Bu karşıtlık, Göbekli Tepe’deki kadınsızlığın rastlantısal olmadığını gösterir.

Kadın burada yalnızca bedensel olarak değil, sembolik, mekânsal ve kurucu düzeyde de dışlanmıştır. Bu dışlanma, kadının toplumsal hafızadan, kamusal mekândan ve anlam üretim süreçlerinden sürülmesi anlamına gelir. Erkek egemenliği bu noktada yalnızca fiziksel güçle değil, hafıza ve temsil üzerinden de kurulur.

Kadının sürgünü, sonraki binyıllarda eve kapatılma, kamusal alandan dışlanma ve doğayla kurduğu ilişkinin değersizleştirilmesi biçiminde süreklilik kazanır. Bu süreç, uygarlığın yapısal bir eşitsizlik temelinde geliştiğini gösterir [6].

Eksik Kurulan Uygarlık

Göbekli Tepe’de ortaya çıkan toplumsal düzen, kadınsız, doğadan kopuk ve mekân üzerinden iktidar üreten bir yapı olarak şekillenmiştir. Bu nedenle bu başlangıç bütünlüklü değildir. Kadının eşit ve kurucu bir özne olarak yer almadığı bir toplumsal kuruluş, daha ilk adımında hiyerarşi, tahakküm ve dışlama üretmeye mahkûmdur.

Bu tablo, uygarlığın temel sorununun yalnızca sınıflaşma ya da devletleşme olmadığını; kadın eşitliğinin yapısal olarak dışarıda bırakılması olduğunu ortaya koyar. Kadının toplumsal kuruculuğunun yok sayılması, doğanın da aynı mantıkla nesneleştirilmesinin önünü açmıştır. Bu nedenle erkek egemenliği, ekolojik yıkım ve demokratik krizler aynı tarihsel hatta birleşir.

Bu tespit, uzun süredir dile getirilen bir uygarlık eleştirisinin arkeolojik düzeyde doğrulanması anlamına gelir. Göbekli Tepe’deki kadınsızlık, bu eleştirinin soyut bir varsayım değil; maddi, mekânsal ve simgesel kanıtlarla desteklenen bir gerçeklik olduğunu göstermektedir [7][8].

Sonuç olarak, Göbekli Tepe, insanlığın nerede ilerlediğinden ziyade, nerede yolunu daralttığını gösterir. Mekânın erkekleşmesi, anlamın doğadan koparılması ve kadının sürgünü; uygarlığın daha kuruluş anında eşitlikten saptığını ortaya koyar. Zira kuruluş Göbekli Tepe’de başladıysa.

Bugün yaşanan ekolojik krizler, toplumsal eşitsizlikler ve demokratik tıkanmalar, bu eksik başlangıcın tarihsel sürekliliğidir. Sorun modern döneme özgü bir sapma değil; çok daha eski bir zihinsel ve toplumsal kırılmanın devamıdır.

Bu nedenle çözüm, geçmişi romantize etmekte değil; başlangıçtaki bu eksikliği kabul ederek kadını yeniden kurucu özne olarak merkeze alan, doğayla ilişkiyi onaran ve mekânı eşitlikçi biçimde yeniden düşünen bir toplumsal yönelimi inşa etmektedir. Uygarlığın tamamlanmamış olan kısmı tam da buradadır.[9] Abdullah Öcalan’ın bu eksikliği ontolojik tespitini Göbekli Tepe’nin kadın sürgünü doğrulamaktadır. Tam da ilk yapılan hataya karşı önerilen sunan sayın Öcalan’ı özgürce duyabilmek ümidi ile.


Kaynakça

[1] Schmidt, K. (2012). Göbekli Tepe – A Stone Age Sanctuary in Southeastern Anatolia. In D. Bonatz (Ed.), The Archaeology of Political Spaces (pp. 35–43). De Gruyter.

[2] Dietrich, O., Heun, M., Notroff, J., & Schmidt, K. (2018). Feasting, Social Complexity and the Emergence of the Early Neolithic in the Near East: A Perspective from Göbekli Tepe. Cambridge Archaeological Journal, 28(3), 451–469.

[3] Hodder, I. (2018). Where Are We Heading? The Evolution of Humans and Things. Yale University Press.

[4] Lefebvre, H. (1991). The Production of Space. Blackwell.

[5] Meskell, L. (2017). Archaeology and the Origins of the State. Current Anthropology, 58(S17), S167–S177.

[6] Conkey, M. W., & Spector, J. D. (1984). Archaeology and the Study of Gender. Advances in Archaeological Method and Theory, 7, 1–38.

[7] Öcalan, A. (2004). Kadın ve Aile. Weşanên Serxwebûn.

[8] Öcalan, A. (2010). Kapitalist Moderniteye Karşı Demokratik Uygarlık Manifestosu. Mezopotamya Yayınları.

[9] Öcalan, A. (2017). Demokratik Konfederalizm.

Benzer Haberler

Davada 11’inci gün l

Aziz İhsan Aktaş'ın oğlu savunma yapıyor

Radyosuna el konulup hücre cezası verilmişti |

AYM'den Bal için "ifade özgürlüğü ihlali" kararı