Tuğçe Tatari
Abdullah Öcalan’a ilişkin meşru bir tartışmayı devletten bağımsız başlattığınızda -ki bazen bazımız buna yelteniyor- toplumun değişik katmanlarından büyük tepki alırsınız. Hatta gerilen meslektaşların, ifade özgürlüğünün bittiği yer olarak Öcalan’ı konumlandıran ‘düşünce insanları’ gibi gülünç yansımaları da ileride lazım olur, unutmamalı diye not alırsınız!
Ama temel sorun bellidir; bizlerin bu konuya meşruiyet veya statü gibi bir yerden bakması direkt ‘aklama’, ‘sempatizan’ veya ‘propagandist’ olma damgasını da yanında getirir. Bu damgayı da devletten önce meslektaşlar vurur.
Fakat geçmiş deneyimler hâlâ taze. Kürt meselesi bu ritimle gündemde kalmayı sürdürürse, bizleri keyifle hedefe koyanlar bizlerle kol kola olmak da isteyeceklerdir pek yakında!



