BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Faik Bulut yazdı |

Çin istihbaratı İran’da MOSSAD’a karşı mücadele ediyor

Faik Bulut yazdı |

Faik Bulut

Münih Güvenlik Konferansı günlerinden bu yana ABD’nin İran’ı askeri, siyasi ve psikolojik açıdan giderek daha sıkı baskı altına aldığı gözle görülür bir hal aldı. Suudi Arabistanlı araştırmacı ve yazar Salime el Muşi’nin tanımıyla: “2025 yılında hayli gürültü çıkaran İran’ın 2026 yılı henüz meçhul!” Kader gemisinin nereye gideceği ve sahile sağ salim ulaşıp ulaşamayacağı hususunda siyasi falcılık, kehanet, tahmin ve tartışmalar bitmiyor. Biz burada konunun uzmanlarından alıntılarla meseleyi detaylıca ele alıp İran hakkında genel bir fikir vermesini sağlayacağız.

AMERİKA’NIN NOKTA VURUŞU VE DÖRT SENARYOSU

13 Şubat 2026 tarihli Mecelle dergisine görüş bildiren Tufts Üniversitesi’nde (Massachusetts-ABD) Doçent Araş Reisi Nejad (arash.reisinezhad) ile Regent Fakültesinden Doçent Arşam Reisi Nejad’a göre: “Washington ile Tahran arasındaki askeri vuruşma ihtimali her zamankinden daha yakındır. Ancak böyle bir çatışma klasik savaşlardan farklı olarak gelinen aşamada büyük olasılıkla Amerikan işgali/istilası şeklinde olmayacağı gibi bölgesel ölçekte de olmayacaktır. ABD saldırısı titizlikle planlanmış nokta vuruşları tarzında seyrederek askeri bakımdan kesin sonuç almaksınız mevcut müzakere denklemini kurmaya yönelik olarak kalacaktır… Dolayısıyla şimdiki vaziyette köklü değişimleri içermek suretiyle çıplak güç yerine müzakerenin etkisiyle sonuç elde edilmeye çalışılacaktır. Netice itibarıyla askeri darbeler başarısızlık anlamına gelmeyecek ve diplomasinin şiddetlenmesi şeklinde tanımlanabilecektir.”

Independent Arabia gazetesi ise 23 Şubat’taki genel değerlendirmesinde İran’a yönelik vuruşları dört senaryo halinde tasnif etmiştir: “1-Birkaç gün içinde ilk vuruş. 2-Gelecek hafta başı veya ortasında ikinci vuruş. 3-Ramazan ayının bitimindeki üçüncü vuruş. 4-Uzun vadeye ertelenecek olan dördüncü vuruş.”

ALİ HAMANEY, YETKİLERİNİ GÜVENDİKLERİNE DEVREDİYOR

Johns Hopkins Üniversitesi’nden İran uzmanı Vali Nasr’ın The New York Times gazetesine verdiği değerlendirme bu çerçeveyi şöyle özetliyor: “Hamaney iktidar yetkilerini dağıtıyor ve devleti hem halef seçimi hem de savaş için hazırlıyor; savaşın haleflik sürecini tetikleyebileceğinin farkında.”

“Ordu yüksek alarma geçirildi, füze sistemleri Irak sınırı boyunca ve Körfez kıyılarına konuşlandırıldı, askerî tatbikatlar yoğunlaştırıldı. Hamaney’in tavrı korkudan değil, hesaplı bir direnç stratejisinden kaynaklanıyor. ABD Kara Kuvvetleri Eğitim ve Öğretim Komutanlığı TRADOC’un Haziran 2025 tarihli istihbarat raporu, Tahran’ın savunma mimarisini sistematik biçimde ortaya koyuyor ve Witkoff’un şaşkınlığına somut bir yanıt sunuyor. İran, birbirini tamamlayan iki stratejik katman üzerine inşa edilmiş bir savunma doktrini işletiyor.

Birinci katman olan ‘ileri savunma’ çatışmayı İran topraklarının dışında tutma felsefesine dayanıyor. Bu strateji beş temel araçla hayata geçiriliyor: Vekil güçler -Yemen’deki Husiler, Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’daki Hizbullah- İran’a ‘makul inkâr edilebilirlik’ sağlarken, rakiplerini birden fazla cephede meşgul ediyor. Vekil güçlerin İsrail saldırılarından sonra kapasitesinin ne seviyede olduğuna dair güvenilir bilgi yok ama tamamen bitirilememiş olduğu aşikâr. Uzun sürecek bir savaşta bu yapının tekrar etkili olması mümkün. İnsansız hava araçları, bölge genelinde görece anonim ve düşük maliyetli saldırı kapasitesi sunuyor. Deniz kuvvetleri, küçük hızlı tekneler ve kıyı füzeleriyle Hürmüz Boğazı’nı bir stratejik koz olarak elinde tutuyor; küresel petrol ticaretinin kritik bir bölümünü felç etme tehdidi tek başına büyük bir caydırıcılık işlevi görüyor. Siber operasyonlar askerî ve sivil hedeflere küresel ölçekte uzanırken, 2000 kilometreye ulaşan balistik ve seyir füzeleri bu stratejinin en görünür boyutunu oluşturuyor.

İkinci katman ‘mozaik savunma’ ise ileri savunmanın çöktüğü, yani bir işgal senaryosunun gerçekleştiği durumda devreye giriyor. Hedef: İşgalci güce azami kayıp yaşatırken zaman kazanmak! Devrim Muhafızları İran’ın 30 ilinin tamamında komuta düğümleri kurmuş; kentsel ortamda gerilla taktiği ve asimetrik pusu teknikleri için yoğun biçimde eğitilmiş. Merkezi komutaya bağlı kalmaksızın yerel direnişin örgütlenebileceği bu yapı, komuta zinciri kopsa bile savaşın sürebileceği anlamına geliyor. Devlete bağlı Basic milisleri bu direniş ağına kitlesel insan gücü katıyor; geleneksel kara kuvvetleri Artesh(Farsça Arteş; ordu) ise teknolojik açıdan üstün bir düşmana karşı derinlikli savunma için konuşlandırılmış durumda.” (Dr. Osman Gazi Kandemir, 23 Şubat 2026, Independent Türkçe)

HAMANEY’E YÖNELİK DARBE GİRİŞİMİ İDDİASI

The New York Times gazetesi, 22 Şubat 2026 tarihli sayısında, Batılıların raporlarına dayanarak, İran’ın ruhani lideri mürşit Ali Hamaney’i devirmeye yönelik girişimin Milli Güvenlik Kurulu Başkanı Ali Laricani tarafından engellendiğini yazdı. Hamaney, muhtemelen bu başarısından ötürü yetkilerini artırmak suretiyle Laricani’yi ödüllendirilmiş olmalı.

Fransız Le Figaro gazetesi de esas olarak Hamaney’e devirmeye yönelik başarısız darbe girişimine odaklanıyor. Georges Malbrunot imzasıyla yayınlanan 22 Şubat 2026 tarihli makalenin başlığı “ABD ile İran: İmkânsız Diyalogun Merkezinde Yaptırımları Kaldırmak” (Entre les États-Unis et l’Iran, la levée des sanctions au cœur de l’impossible dialogue) idi. Buna göre İran’ın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, başta Dışişleri eski Bakanı Cevad Zarif olmak üzere daha önceki hükümet üyeleri, Kum’daki kimi din adamları (molla veya Ayetullahlar) ve bazı Devrim Muhafızları mensuplarına çağrı yaparak Hamaney’in kriz yönetiminden alınmasını istedi.”

Hamaney’in fiili iktidardan alınma çağrısı yeni değil. 1992-1989 yılları arasında Meclis Başkanı ve 2000, 2004, 2005 ve 2009 başkanlık seçimlerinde başkan adayı olan muhalif İran Yeşil Hareketi liderlerinden olmasından ötürü dönem tutuklanıp ev hapsine mahkûm edilen Mehdi Kerrubi de 31 Ocak 2026’da bu konudaki görüşünü kamuoyu ile paylaşmıştı: “Ülkenin içinde bulunduğu feci durumun baş müsebbibi her işe müdahale eden ve hatalı siyasetler izleyen Ali Hamaney’dir.”

ABD’NİN ENDİŞESİ: RUSYA İLE ÇİN’İN İRAN’A YARDIMI

“Rusya ve Çin’in İran’ın hava savunma sistemlerini takviye etmeye yönelik silah sevkiyatları, Washington’da ciddi ‘stratejik tuzak’ endişesi doğuruyor. ABD, bu hamleleri Rusya’nın Ukrayna’daki yıpratma savaşına misilleme olarak okuyor. Gerçekten de Moskova ve Pekin’in amacı, ABD’yi İran ile maliyetli bir çatışmaya zorlayarak Amerikan kaynaklarını Orta Doğu’ya hapsetmek ve Washington’un Hint-Pasifik ile Avrupa odağını dağıtmak. Bu durum, ABD için İran’a yönelik her askeri hamleyi ‘ikinci Ukrayna’ riskine dönüştürüyor. İsrail’in tırmandırma baskısına karşı Washington’un temkinli duruşu, sadece diplomatik tercih değil, küresel güç dengesini koruma refleksidir.” (Uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler uzmanı Memmed İsmayılov, 17 Şubat 2026, Independent Türkçe)

İRAN’A SINIRLI VE ATEŞ GÜCÜ YÜKSEK HAVA OPERASYONU

“Tüm dünyanın dikkatle takip ettiği ABD ile İran arasındaki gerilimin bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği üzerine net bir tezi ileri sürüyorum: Böyle bir savaşta ABD, İran’a karşı sınırlı, kısa süreli, teknolojisi ve ateş gücü yüksek bir hava operasyonu yapmayı seçer. ABD’nin operasyon planının; ‘şok, baskı ve itaat’ başlıklarına karşılık geleceğini değerlendiriyorum.” (Hava Kuvvetleri İstihbarat Eski Daire Başkanı Gürsel Tokmakoğlu, 22 Şubat 2026, Independent Türkçe)

ÇİN, İRAN İÇİN ABD İLE ÇATIŞMAZ

“Başkan Donald Trump’ın İran’ın ticaret ortaklarına %25 oranında gümrük vergisi tehdidi ve askeri müdahale uyarılarıyla birlikte yenilediği ‘azami baskı’ kampanyasıyla Washington ve Tahran arasındaki gerilimler tırmanırken, Çin’in sözde ‘stratejik ortağını’ korumak için devreye girip girmeyeceği konusundaki spekülasyonlar yeniden gündeme geldi. The Amargi’nin (İstanbul merkezli ngilizce dergi) görüştüğü analistler, Pekin’in İran ile ilişkisinin ekonomik açıdan faydalı olsa da nihayetinde ticari ve değiştirilebilir olduğunu savunuyor. Çin’in, ABD ile yaşanacak bir çatışmada Tahran’ı savunmaya hazırlanmaktan ziyade, kendi ekonomik istikrarını, bölgesel esnekliğini ve küresel ticaret ağlarını korumaya daha yatkın olduğu, bunun için gerekirse kenara çekilmeyi bile tercih edeceği belirtiliyor.” (Sara Kermanian, Numedya 24. Com, 23 Şubat 2026)

ÇİN İSTİHBARATI İRAN’DA MOSSAD’IN PEŞİNDE

Yukarıda aktarılanların doğru veya yanlış olmasına bakmaksızın, bunların tümünü psikolojik savaş ve spekülatif analizler olarak görmekte yarar var. Bu kapsamda Sara Kermanian’dan alıntıladığımız pasajlar da sübjektif ve spekülatiftir. Doğrudur, Çin mevcut stratejik bakışıyla kendini İran için ateşe atıp ABD ile askeri bakımdan karşı karşıya gelmekten kaçınmaktadır. Ancak bu strateji, Pekin yönetiminin bölgedeki müttefiklerinden saydığı İran’a farklı yollardan yardım etmeyeceği anlamına da gelmez. Biz, yepyeni bir taktikten bahsedip bunun İran’daki uygulamasını okuyucuyla paylaşacağız.

Burada farklı bir olayın ayrıntılarını vereceğim. Haberin kaynağı The Cradle Arabic gazetesi. İngilizce de yayınlanıyor. Genel anlamıyla Batılı devletlerin bölgedeki politikalarına karşı yayın yapıyor. Pan-Arabist bir çizgi izliyor. Bu yanıyla da mevcut Suriye hükümetine muhalif olup Ahmed Şara yönetimini eleştirip teşhir ediyor. ABD-İsrail ittifakına karşı ise İran yönetimini destekliyor. Çok sayıda Ortadoğulu ve Asyalı gazeteci bu yayın organında haber-yorum yazıyor. Nitekim Çin istihbaratının İran’da Mossad faaliyetlerini engellemesine ilişkin gazetede yayınlanan haber de Nadiya Hilmi tarafından kaleme alınmıştır. Özetini birlikte okuyalım:

“Çinli askeri uzmanlar ile istihbaratçılar; İsrail istihbarat teşkilatı Mossad’ın İran’ın derinliklerine ve neredeyse kılcal damarlarına girecek kadar ülkeye sızmasını ‘Pandora’nın Kutusu’ olarak niteleyip bunu bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından son derece tehlikeli bir faaliyet olarak görmekteler. Aynı yorumcu ve istihbaratçılara göre: Mossad ile Amerikan istihbaratı CIA işbirliği ve eşgüdüm halinde 2015 yılından itibaren İran içinde operasyona başlayıp Pandora’nın Kutusunu birlikte açarak tehlikeli oyunlara başvuruyorlar.

Pekin’in bu noktadaki tespiti şudur: Mossad, kendi ajanlarını ülkenin farklı yerlerine ve hassas bölgelere sızdırmak suretiyle İran Hava Savunma Sistemi’ni etkisiz hale getirdi. Bu ise ‘modern istihbarat savaşında’ yepyeni bir yöntem oluşturuyor. Arızayı önlemek için teknolojik ve askeri yöntemler devreye sokularak İran’ın Ortadoğu’daki stratejik çıkarları himaye edilip korunabilir.

Bu saptamanın ardından Çin Askeri İstihbaratı, Mossad’ın Tahran’da yaşanan sızma faaliyetini yakından gözlemleyip analiz etmekle işe koyuldu. Burada yaşanan yepyeni bir taktik savaş olup; ‘topyekûn istihbarat savaşının örneği’ olarak dikkat çekiyordu. Çinli askeri uzman Fu Qianshao (Fu Şiyanşaho) soru sorarak bu hususu şöyle yanıtlamaktaydı:

“Mossad; IHA, SİHA ve hassas güdümlü silahları (adından da anlaşılacağı gibi, belirli bir hedefe yönlendirilen ve yüksek bir hassasiyetle vuran silahlar) nasıl ve hangi yollarla ülkeye sokmayı başardı? Ülke topraklarında ‘uyarı işlevine sahip’ bazı gizli üsleri ne şekilde inşa edip kurabildi? Öncelikle Çin Milli Güvenliğinin bir parçasını oluşturan ‘gözlemci ve uyarı işlevini gören’ tesislere bakmak gerekir. Mossad’ın İran’daki klasik erken uyarı ve radar sistemlerini devre dışı bırakması, yepyeni bir istihbarat savaşı örneğidir. İnceleme sonucu anlaşılmıştır ki, İran’daki benzer tesislerin yapısında bozukluk var. Bu haliyle, Mossad’ın ülkedeki istihbarat ve operasyonel faaliyetleri önlenemez. Başarısızlık sadece teknik değil, yapısaldır.”

Çinli askeri analizciler, 2025 ile 2026 yılları arasında İran’a sızmaların ve istihbarat faaliyetlerin zirve yaptığını teşhis etmekteler. Çünkü hassas tesisler (muhtemelen nükleer üretim merkezleri, füze rampaları) ile askeri üslerin güvenliğinde ciddi açık ve gedikler söz konusudur. Buradan hareketle Çin, Devlet Güvenlik Bakanlığının bünyesinde 9 no’lu bir masa (veya daire) oluşturdu. İkinci adım olarak Ocak 2026’da İran’daki Amerikan ve İsrail casusluk şebekesini çözebilmek için kolları sıvadı.

Başlangıç olarak İran’ın dijital sistemini değiştirip güçlendirmekle işe koyuldu. Ayrıca Batıdan ithal edilmiş olan yazılım ve güvenlik programlarından vazgeçilmesini, bunun yerine Çin imalatı şifreli güvenlik sistemine geçilmesini tavsiye etti. Zira Çinlilerin bu sisteminin şifre ve yazılım programları şimdiye kadar yabancı ülkeler tarafından çözülebilmiş değil. (Büyük Çin Seddi’nden esinlenerek) Çin modeli bu sistemin adı “Büyük Dijital Set” olarak isimlendiriliyor. Bu ise Çin’in fiber optik elyaflar ve şifreli güvenlik sisteminin sağlama alınması demektir. Bu sistem aynı zamanda Çin’in dünyaca ünlü Kuşak ve Yol projesinin geçtiği ünlü koridorlardaki istihbarat karmaşasını da önlemektedir.

Benzer bir sistem, İran’a yönelik siber savaşlarını önlemek için devreye girecektir. MOSSAD ile CIA’nın bölgede henüz çözemediği sıra dışı bir sistem niteliği taşımaktadır. Çin’in bu faaliyeti, 2025 yılında İran sahasında çalışarak ve Mossad’ın bıraktığı izleri inceleyerek ortaya çıkardığı istihbarat açığı olarak kayda geçecektir. Nitekim Çin Dışişleri Bakanı İran’ın meşru müdafaa hakkını desteklediğini açıklamakla yetinmeyip Amerikan imalatı GPS iletişimi yerine Baido sistemini İran silahlı kuvvetlerine teslim etmiş; ayrıca İran Hava Savunması için geliştirilmiş HQ-9B (300 km kapsama alanına sahip koruma ve tarama gücündeki) sistem ile YLC-8B modelindeki radarları da vermiştir.

NATIONAL İNTEREST: İRAN’IN YIKILMASINI TEMENNİ ETMEYİN!

ABD merkezli National Interest dergisi, Ocak 2026’daki nüshasında şöyle bir değerlendirme yapıyor: “İran rejiminin düşmesi, tarihin yeniden inşa edilmesine ve İran sınırlarının sınırlarını aşan etkilere yol açacaktır. Dolayısıyla İran’ın düşmesini temenni edenler, Amerika ile müttefiklerinin bu ülke rejiminin çökmesiyle birlikte bölgesel çapta meydana gelebilecek keşmekeş, kaos ve karmaşanın yansımalarıyla baş etmeye güçlerinin yetmeyeceğini acaba düşünebiliyorlar mı? O halde siz siz olun, böyle feci bir düşüşü dilemeyin!”

ABD, OLUŞACAK YENİ DÜNYA DÜZENİNDEN DIŞLANABİLİR Mİ?

Aynı dergi, İngiltere merkezli The Guardian gazetesine yazan Latin Amerika ile Amerikan Ekonomi Politikası konusunda uzman Amerikalı yazar ve Edwardo Porter, farklı bir ihtimal üzerinde duruyor: “Çok zor olmasına ve imkânsız görünmesine rağmen üçüncü bir yolun denenmesine girişilmelidir. Buna göre çok kutuplu ve boyutlu yeni bir dünya düzeninin tesis edilebilmesi için ABD ve Çin’e yaslanma politikası aşamalı olarak terk edilmeli; bunun yerine geriye kalan devletler kendi aralarında geçici antlaşmalar yapmayı bırakıp uzun erimli ittifaklar ve kurallar üzerinde anlaşmalıdırlar. Gelgelelim mevcut devletlerarası ilişkilerde her birinin kendi çıkarı ve önceliklerini tercih etmesinden ötürü böyle bir hedefin gerçekleşmesi son derece zordur.”

Benzer Haberler

Atıl iş gücü oranı yüzde 29,9 |

TÜİK açıkladı: İşsizlik yüzde 8,1’e yükseldi

27 Şubat çağrısının yıldönümü |

Bir yılda neler yaşandı: Adımlar, kritik eşikler ve alınan kararlar

Faik Bulut yazdı |

Çin istihbaratı İran’da MOSSAD’a karşı mücadele ediyor

27 Şubat’ın yıldönümü |

Öcalan’ın yeni mesajı açıklanacak

27 Şubat çağrısının yıldönümü |

Bir yılda neler yaşandı: Adımlar, kritik eşikler ve alınan kararlar

“Halkımız söz değil pratik görmek istiyor” |

Bakırhan’dan “kayyum” açıklaması: Yeni aşamanın ilk pratik adımı olabilir

Ahmet Türk’ün yerine kayyum atanmıştı l

Mardin'de belediyeye ait taşınmazlar satışa çıkarıldı