Faik BULUT
İran’da 28 Aralık 2025’te başlayıp günümüzde devam eden kitlesel protestolar hakkında pek çok şey yazılıp çizilmektedir. Değerlendirmeler dönüp dolaşıp birkaç noktaya odaklanıyor: Sokak hareketlerinin başarılı olup olmayacağı ve İran rejiminin düşüp düşmeyeceği.
Biz bu sorulara kestirmeden “evet” veya “hayır” demek yerine son gelişmelerin niteliğini anlayabilmemize yardım edebilecek somut örnekler üzerinde duracağız. Bunlardan biri de protestolar boyunca kitlelerin attığı ortak sloganlar olacak.
İran International internet sitesinin 91 şehir ve köyde yaptığı araştırma sonucu kaydettiği 463 gösteride kullanılan belli başlı sloganlardan 119’u birden fazla ifadeyi içeriyor. Kayıtlı olan 641 şiar 93 yerde 5 farklı sosyal kesim tarafından dile getirilmiş. Bunlardan çoğu rejimi, molla kesimini ve ruhani lider Hamaney’i hedef alıyor. Protestoların ilk 10 gününde en fazla tekrar edilenler “Bu kavga son kavgamızdır”; “Kahrolsun Diktatör!” “Hamaney’e ölüm!”; “Yaşasın Şah!” benzeri ifadelerdir.
Protesto eylemleri sırasında arada bir eski İran Şahı Rıza Pehlevi ve ailesini öven sloganlar da atılmıştır. Geri kalanı kitleyi harekete geçmeye davet eden çağrılardan oluşmaktadır. Sıklıkla atılan “Cesaret-Katılım-Atılım!” ile “Gerçek yurtseverlik mevcut rejime karşı çıkıp onu yıkmak için mücadeleden geçiyor!” sloganları bunlar arasındadır.
“Tank, top, füze! Mollalar defolsun!” genel bir ifade olmakla birlikte 2009’daki Yeşil Hareketin başlattığı hileli seçim protestoları sırasında atılan “Ne Gazze ne de Lübnan! İran’a can kurban!” sloganından farklıdır. 2025 yılının son üç gününde ülkenin güneyindeki Luristan, Kirmanşah, Hürremabad, Dûrud benzeri 26 farklı şehirde bir öncekine benzer sloganlar atılmıştır.
16 Eylül 2022 tarihinde Mahsa Jîna Amini’nin öldürülmesi olayında insani ve sosyal bir boyut öne çıkmış; “Jin, Jiyan, Azadi!” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) sloganı ülke çapında genel kabul görmüştü. Bu kez aynı şiar sadece Allame Tabtabai Üniversitesinde atıldı. Beheşti Üniversitesi’nde ise “Sen özgürsün ben ise özgür kadınım!” şiarı yükseldi.
2026 protestolarındaki “Ne Şah Pevlevi ne de başka bir lider, sadece eşitlik ve özgürlük!” sloganı ise epey bir tartışma yarattı. Luristan’ın başkenti Hürremabad’da ise ilginç bir üçleme yankılanıyordu: “Yozlaşmış mollalara, Komünistlere ve Mücahitlere hayır!”
Yukarıdaki örnekler bize şunu gösteriyor: Kitleler, neye karşı çıkıp neyi istemediklerini iyi biliyorlar. Bu hususta hemfikirler. Yine de talepler noktasında farklılıklar söz konusu oluyor.
Esasında taleplerin çeşitliliği bir yanıyla zenginliktir; çünkü farklı kesimlerin geniş katılımını ve istemlerini yansıtmaktadır. Diğer yanıyla ise dinsel (Sünniler-Şiiler) ve etnik toplulukların (Kürtler, Azeriler, Beluciler, Araplar, Farslar vb) yoğun yaşadıkları bölgelerdeki siyasal, toplumsal ve kültürel talepler ve ihtiyaçlar birbirine benzemediğinde şiarları da ayrı olabiliyor.
Mesela “Jin, Jiyan, Azadi” hâlâ İran Kürtlerinin birinci, “eşitlik ve özgürlük” ise ikinci sıradaki tercihidir. Önde gelen Kürt partilerinin siyasi programlarında yer alıp da Kürdistan ölçeğinde geçerli olan “Özerklik ve yerinden yönetim” talebi de bölge ahalisi tarafından benimsenmektedir.
Alternatiflerin değişkenliği yahut yokluğu, merkezi bir önderliğin ve eylem planının olmayışının kanıtı sayılmalıdır. Son protestolar sırasında “böl yönet” taktiği güden devlet erkânı, Sepahi ve Besic gibi kolluk kuvvetlerini sokaklara salarak protestocuların sloganlarını saptırmaya ve kitlelerin rejim ve Hameney aleyhindeki propagandalarını engellemeye çalışıyorlar.
Kürt partilerinin ortak analizi ve çağrısı
İkinci örnek olayımız Kürdistanlı 7 partinin ortak bildirisi oldu. 6 Ocak 2026’da bir araya gelen partiler (İran Kürdistan Demokrat Partisi, İran Kürdistanı Komala örgütü, İran Komünist Partisi Kürdistan Seksiyonu Komala, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi-PJAK, Kürdistan Emekçileri-Komala örgütü, Kürdistan Özgürlük Partisi-PAK, İran Kürdistan İşçi örgütü) şu noktalarda birleştiler:
“Protestolar mevcut rejime ve İran İslam Cumhuriyeti devletine açıkça hayır anlamına gelmektedir. Zira bu düzen on yıllardır ülke halklarına kendini dayatıp onları baskılamıştır. Kitlesel kalkışmanın amacı gasp edilen hakların geri alınması ve insanlık onuruna yakışan bir hayatın teminine; yasaklamalar, inkâr, katliam ve terör politikasının son bulmasına; halklar arasındaki milliyetçi ve kültürel ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yöneliktir.
Mevcut rejimin 47 yıllık tahakkümü sürecinde İran ve Kürdistan genelinde uyguladığı baskı, tutuklama ve katliamlar sırasında insanlar nefes almaya bile hasret kalmış; bunca baskıya rağmen rejime direniş kaleleri bir bir ortaya çıkmıştır. Nitekim Mahsa Jîna Amini cinayeti neredeyse tüm kadınları harekete geçirmiş, yeni örgütlenmelerin yolunu açmıştır.
İzleyen günlerde yapılan protestolar ise hem İslam rejimini teşhir edip kitle nezdinde sorgulamış hem de diğer protestoların yol işareti haline gelmiştir. Biz Kürdistani partiler olarak ülke genelindeki protestoların önemini kabul etmekle birlikte Kürdistan’a özgü eylem biçiminin “Genel grev” çağrısı olduğuna inanıyoruz.
Nitekim geçmişte de bu tür eylemler yapılmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır. 21 Eylül 2018’de gerçekleşen haksız idamların durdurulmasına yönelik genel grev buna örnektir. 2022 yılındaki benzer eyleme ise ülkenin her yanındaki parti ve kuruluşlar katılmış; pek çok yerde kepenkler kapatılmış, günlük hayat felce uğratılmıştır.
Son günlerde Kürdistan halkı ayağa kalkmış ve ülke genelindeki protestolara omuz vermiştir. Mevcut rejime büyük harflerle HAYIR demiş; gasp edilen hak ve özgürlüklerini yeniden kazanabilmek için harekete geçmiştir.
Protestoların yaygınlaştırılması ve katılımın giderek artması ülke kaderinde büyük rol oynayacaktır. Bu münasebetle İran’daki bütün oluşum ve yapıları birlik ve dayanışma içinde rejime karşı ortak mücadeleye katılmaya ve destek vermeye çağırıyoruz.”
PJAK Eşbaşkanı Peyman Viyan’ın 8 Ocak tarihli söyleşisinden şunları öğreniyoruz:
“Rojhilat’taki Partiler Arası İşbirliği Diyalog Merkezi’nden yapılan çağrının ardından İran ve Rojhilat’taki protestolara destek için genel greve gidildi. Yerel kaynakların Nûmedya24’e aktardığına göre, Kürdistan’ın Rojhilat bölgesindeki tüm kentlerde kepenkler kapatıldı, çalışanlar işe gitmedi.
Grevin yoğun olarak uygulandığı kentler arasında Urmiye, Mahabad, Meriwan, Sine, Seqiz, Kamyaran, Şîno, İlam, Kirmanşah, Ciwanroh bulunuyor. Ayrıca İran’ın önemli merkezlerinden de grev haberleri geliyor. Protesto eylemlerinin başladığı başkent Tahran’daki merkez pazarında, Bender Abbas kentinde, Tebriz’in önemli noktalarında da greve gidildiği bildiriliyor.”
Ekonomiyi mahveden savaş vurgunculuğu ve simsarlık sistemi
1980-88 yılları arasında süren İran-Irak savaşı yaklaşık 1 milyon insanın hayatına mal oldu. Savaş ekonomisinin yol açtığı büyük harcamaları da eklenirse işgücü kaybı oluştu, ticari hayat durma noktasına geldi, rejimin plan ve projeleri hedefine ulaşamadı. İran ekonomisi belini bir daha doğrultamadı.
İlaveten Suriye ve Lübnan’da 250 bine yakın asker ve milis (Irak, Pakistan ve Afganistan’dan getirilen paramiliter birimler) bulunduran Tahran yönetimi, İsrail’in kara ve hava bombardımanı sonucu büyük darbe aldı. Suriye, Hizbullah, Hamas, Haşdi Şaabi, Husi hareketi gibi kesimlere yönelik lojistik ve askeri yardımlar da İran bütçesinde ağır bir yük teşkil ediyordu.
Batılı ülkelerin İran’a yönelik ekonomik yaptırımları, kuşatmayı kırabilmek adına Tahran’ın değişik yöntemlere başvurmasına yol açtı. Bunlardan biri de simsarlık yöntemiydi. Çıkar anlamına gelen “Bereket” sistemi İran’ın güvenilir mutemetler ve şirketler aracılığıyla uluslararası alanda ticari faaliyet göstermesini ve ürünlerini pazara ulaştırmasını sağladı.
Ülkede yaygın olan mutemetlik ve simsarlık anlamına gelen “Trustee” sistemine pek çok şirket, kamu kuruluşu ve birey dahil oldu. Bunlar ürünlerini farklı isimler altında uluslararası piyasaya taşımaya başladılar. Karşılığında belli bir komisyon alıyorlardı.
Sayıları 100-200 arasında değişen bu aracılar ambargo ve savaş döneminde İran ekonomisinin ayakta kalmasını sağladılar. Giderek kendileri için belirlenen komisyonlarla yetinmeyip daha fazlasını devletten almak adına bağımsız ticari ilişkiler kuran aracılar kazancı kendi ceplerine attılar. Milyarlarca doları devlete vaktinde teslim etmeyip kendi yatırımlarında kullananlar arasında devletin üst makamları da bulunuyordu.
Yolsuzluklar yüzünden İran hazinesinin 8 milyar dolarlık bir kayba uğradığı söyleniyor. Ekonomi uzmanları, yasadışı veya uluslararası ticari kurallara aykırı faaliyetler yürütmek için kurulan kayıt dışı bu tür şebekelerin büyük skandallara ve savaş vurgunculuğuna yol açacağı konusunda uyarılarda bulunmuşlardı. Tipik örneği Babek Murtaza Zencani hadisesidir; şöyle ki:
1990’lı yıllarda ticarete başlayan Zencani’nin adı devlete ait şirketlerden usulsüz hisse alımı ve İran Meclisi’nin yolsuzluk soruşturmalarında geçiyordu. Zencani, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad hükûmeti döneminde İran petrolünü satıp, karşılığında aldığı paraları devlete geri vermemekle ve 2 milyar 800 milyon dolar yolsuzluk yapmakla suçlanmaktaydı.
Ambargo altındaki İran’ın para trafiğini kontrol eden isim olan Zencani’nin Nisan 2013’te bu misyonu açığa çıkınca ABD tarafından yurtdışı hesaplarına tedbir konuldu. Türkiye’deki 17 Aralık soruşturmasında ise adı Rıza Sarraf’ın patronu olarak geçiyordu. Zencani, Sarraf aracılığıyla Gana’dan aldığı 1,5 ton altını hiçbir kayıt altına alınmadan Türkiye’ye sokmakla itham edilmekteydi.
Zencani 3 Ekim 2015’te idam talebiyle ülkesinde yargılanmış, 6 Mart 2016’da hakkında idam hükmü verilmiş, bu ceza 20 yıl hapse çevrilmiştir. Daha sonra serbest bırakılan iş adamı, İran petrolüne ambargo konulduğu dönemde “ülkesini mihnetten kurtaran adam” olarak tanımlanıyordu.
Son zamanlarda beklenen dövizler kasıtlı olarak geciktirilince İran Merkez Bankası hazine altınlarının yarısını bozdurmak zorunda kaldı. Piyasadaki döviz paritesi ve dolayısıyla ülkedeki enflasyon oranı arttı. Bütün işlemleri döviz üzerinden yapan Bazar esnafı iflas tehlikesine karşı kepenkleri kapatıp boykota gitti.
Mali açıdan ve fikren hükümeti destekleyen esnafın bu boykotu yönetimi besleyen hayat damarlarını da kurutmuş oldu. Derken ekonomik duruma yönelik protestolar sefalet altındaki kitleleri de önüne katarak siyasi bir hale dönüştü.
Yukarıdaki üç olay, bize günümüzdeki protestoların sebebini açıklayan bir çerçeve niteliğindedir. Gelişmeleri bir de bu gözle izlemek gerekiyor.



