Grönland adası, ABD’nin “işgal” arzusu ile gündemde. Bu arzunun arkasında elbette başka nedenler var. Ama Grönlandlılar için asıl mesele ABD değil Danimarka. Danimarka’dan kurtulabilirlerse kendi kararlarını kendileri verebilecekler. Ada’nın “sömürge” tarihi Kopenhag’ın yakasına bir kez daha yapışmak üzere.
HABER MERKEZİ- ABD Başkanı Donald Trump’ın 4 Ocak’ta Air Force One’da yaptığı “Ulusal güvenlik açısından Grönland’a ihtiyacımız var” açıklaması, Danimarka’da yeni bir tartışmayı tetikledi. Fransız gazetesi Libération’un aktardığına göre, Kopenhag yönetimi bu gerekçeyi inandırıcı bulmuyor ve Washington’un adaya yönelik ilgisinin arkasında farklı motivasyonlar olduğunu düşünüyor.
Libération’a göre Trump’ın Grönland’a dönük iştahını kabartan iki temel unsur öne çıkıyor. Bunlardan ilki, Arktik bölgesinin Çin ve Rusya ile artan jeopolitik rekabetin merkezine yerleşmesi. İklim krizine bağlı olarak buzulların erimesiyle ortaya çıkması muhtemel yeni ticaret yolları da Grönland’ı stratejik açıdan daha değerli hale getiriyor. İkinci önemli unsur ise adanın yer altı zenginlikleri: Grönland, başta yeşil dönüşüm ve savunma sanayisi için kritik önemdeki nadir toprak elementleri olmak üzere, zengin maden rezervlerine sahip.
GÜVENLİK ARGÜMANI NEDEN TARTIŞMALI?
Libération’un vurguladığı asıl nokta ise Trump’ın güvenlik gerekçesinin tarihsel gerçeklerle örtüşmemesi. Çünkü ABD ile Danimarka arasında 27 Nisan 1951’de imzalanan savunma anlaşması, Washington’a Grönland’da askeri tesisler kurma ve askeri varlığını geliştirme hakkını zaten tanıyor. Bu anlaşma, yaklaşık 75 yıldır ABD’nin adaya erişimini düzenliyor.
NAZİ İŞGALİYLE BAŞLAYAN SÜREÇ
Bu anlaşmanın temelleri, 2’ Dünya Savaşı’na uzanıyor. 9 Nisan 1940’ta Nazi Almanyası Danimarka’yı işgal ettiğinde, Grönland bir anda Kuzey Atlantik’te kritik bir konuma yerleşti. Libération’a konuşan Danimarka Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nden (DIIS) araştırmacı Mikkel Runge Olesen’e göre, Danimarka’nın ABD Büyükelçisi Henrik Kauffmann, işgal altındaki hükümetin artık özgür olmadığı gerekçesiyle inisiyatif aldı ve Washington’a Grönland’da askeri üsler kurulmasına izin verilmesini önerdi.
Bu girişim, ABD açısından iki avantaj sağladı: Grönland’ın düşman güçler için Amerika’ya açılan bir kapı olmasının önüne geçmek ve Arktik’te askeri varlığını güçlendirmek. Sonuçta 9 Nisan 1941’de, ABD Dışişleri Bakanı Cordell Hull ile Kauffmann arasında anlaşma imzalandı. Anlaşma, Danimarka’nın Grönland üzerindeki egemenliğini korurken, ABD’ye acil durumlarda askeri üs kurma hakkı tanıdı.

SOĞUK SAVAŞ VE 1951 ANLAŞMASI
Savaşın ardından Nazi tehdidi ortadan kalksa da ABD, Grönland’dan çekilmek istemedi. Washington, adanın jeopolitik önemini bu aşamada net biçimde kavradı. Danimarka’nın 1949’da NATO’ya katılmasıyla birlikte yeni bir uzlaşma zemini oluştu ve bu süreç, 1951 Savunma Anlaşması’yla sonuçlandı.
“Defense of Greenland” olarak anılan bu metin, ABD ve Danimarka’nın NATO çerçevesinde Grönland’da askerî tesislerin kullanılmasına yönelik işbirliğini düzenliyor. Amaç, yalnızca Grönland’ın değil, Kuzey Atlantik Antlaşması kapsamındaki tüm bölgenin savunulması olarak tanımlanıyor. Olesen’e göre bu nedenle anlaşma, ABD’ye tanınmış tek taraflı bir ayrıcalık değil, “Amerikan-Danimarka savunma işbirliğinin hukuki zemini” olarak görülmeli.
Danimarka açısından Trump’ın “Grönland’ı güvenlik için istiyoruz” söylemi bu nedenle “yeni” bir durum yaratmıyor. ABD zaten onlarca yıldır adada geniş bir hareket alanına sahip. Bu yüzden Kopenhag’da asıl endişe, güvenlik söyleminin arkasına gizlenen ekonomik ve jeopolitik çıkarların, Grönland’ın statüsü ve geleceği üzerinde baskı oluşturması.
NALERAQ PARTİSİ: ABD İLE MASADA BİZ OLMALIYIZ, KOPENHAG DEĞİL
2025 parlamento seçimlerinde Naleraq, oy oranını yükselterek grupta önemli bir güç haline geldi. Parti, bağımsızlık hedefiyle diğer milliyetçi ve bağımsızlık yanlısı partilerden daha agresif bir strateji izliyor. Naleraq, Danimarka’dan hızlı bağımsızlık, ABD ve diğer ülkelerle stratejik savunma ilişkileri, ekonomik bağımsızlık, ve ulusun kendi kaderini tayin etmesi gibi politikaları savunuyor:
Danimarka’nın 2009 tarihli özerklik yasasında yer alan “bağımsızlık” müzakereleri başlatılmalı ve referanduma gidilmeli.
Bu talepler, Grönland’daki bağımsızlık tartışmasının en radikal kanadını temsil ediyor. Naleraq, Grönland’ın ekonomik bağımsızlık kazanması gerektiğini ve bunun için doğal kaynaklardan faydalanılması gerektiğini vurguluyor. Nadir toprak elementleri ve diğer minerallerle ekonomik özerklik hedefleniyor.
×BİR SÖMÜRGECİLİK HİKAYESİ
Viking çağındaki sefer ve yerleşimlerin ardından Grönland’da Danimarka egemenliği, fiilen 18. yüzyılda başladı. Bu dönem, Danimarka’dan gelen misyonerlerin adaya yerleşmesi ve yerli İnuit nüfusun büyük ölçüde Hristiyanlaştırılmasıyla şekillendi.
1953 yılında Grönland’ın Danimarka’nın resmi bir eyaleti haline gelmesiyle sömürge statüsü sona ermiş gibi görünse de, ada 1979’dan bu yana geniş bir özerkliğe sahip olmasına rağmen, dış politika ve uluslararası ilişkiler hala Kopenhag’ın yetki alanında bulunuyor.
Danimarka’nın sömürgeci politikalarının çoğu zaman “diğer sömürgecilik örneklerine kıyasla daha insancıl” algısı kabul edilmiyor. Özellikle 1960’lı yıllardan itibaren Danimarka hükümetinin uyguladığı zorunlu yerleştirme politikaları, ada toplumunda derin yaralar açtı. Bu kapsamda, geleneksel yaşamlarını sürdüren çok sayıda küçük yerleşim boşaltıldı, halk kent merkezlerine taşınmaya zorlandı.
Psikolog ve insan hakları savunucusu Naja Lyberth, bu sürecin İnuit toplumu üzerindeki yıkıcı etkisini şu sözlerle anlatıyor: “Bunlar, hayatları boyunca yalnızca Kuzey Kutup Dairesi koşullarında yaşamayı bilen balıkçılar ve avcılardı. Bir anda, tüm yaşam biçimleri, değer sistemleri ve toplumsal bağları çöktü.”
Bu zorunlu dönüşüm süreciyle birlikte Grönland’da ciddi sosyal sorunlar baş gösterdi. Alkol bağımlılığı yaygınlaştı, intihar oranları hızla yükseldi. Bugün bile Grönland, 100 bin kişi başına 83 intihar oranıyla dünya genelinde en yüksek oranlardan birine sahip. Uzmanlar, bu tabloyu doğrudan kolonyal politikaların ve kültürel kopuşun sonucu olarak değerlendiriyor.
BİLİNÇLİ NÜFUS KONTROL POLİTİKASI: SPİRAL UYGULAMASI
Naja Lyberth, aynı zamanda 1960’lar ve 1970’lerde uygulanan ve uzun yıllar kamuoyundan gizlenen bir başka uygulamayı gündeme taşıyan ilk İnuit kadın oldu. Danimarka devleti tarafından yürütülen bu program kapsamında, binlerce genç kıza bilgileri ve rızaları olmaksızın doğum kontrol araçları takıldı. Amaç, ada nüfusunun artışını sınırlamaktı. Nüfusu bugün yaklaşık 57 bin olarak tahmin edilen Grönland’da, bu uygulamanın demografik etkilerinin hala sürdüğü belirtiliyor.
Uzun süre tabu olarak kalan ve “spiral kampanyası” olarak adlandırılan bu uygulama, adını genç kızlara zorla takılan rahim içi araçlardan aldı. Çoğu henüz çocuk yaşta ve cinsel olarak aktif olmayan kızların hedef alındığı kampanya, 2022 yılında iki Danimarkalı gazetecinin araştırmalarıyla kamuoyuna yansıdı. Skandalın ardından Grönland ve Danimarka hükümetleri ortak bir soruşturma başlattı.
Danimarka ve Grönland hükümetleri birlikte yürüttükleri soruşturmanın bulgularını 9 Eylül 2025’te yayımladı. Rapora göre Danimarka sağlık yetkililerinin 1960’lardan 1991’e kadar yürüttüğü zorla doğum kontrolü uygulamasında en az 350’den fazla kadın ve kız çocuğunun rızası olmadan spiral takıldığı belgelendi; Danimarkalı yetkililer ayrıca bu dönemde yaklaşık 4.000–4.500 kadına bu uygulamanın yapıldığını tahmin ediyor. Bu rakam, zamanında doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık yarısına denk geliyor.



