BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Öldürülen gazetecilerle ilgili dava başladı |

İstanbul Barosu yargılanıyor

Öldürülen gazetecilerle ilgili dava başladı |

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Suriye’de  Türkiye’ye ait insansız hava araçları tarafından yapılan saldırıda öldürülmesine ilişkin yaptığı açıklama nedeniyle yargılandığı dava Silivri’de görülüyor. Bir hafta sürecek davada mütalaa ve kararın açıklanması bekleniyor.

HABER MERKEZİ – İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ile yönetim kurulu üyelerinin, Suriye’de gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in öldürülmesine ilişkin yaptığı açıklamalar nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla yargılandığı davanın duruşması başladı.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen dava, Silivri’de bulunan Marmara Ceza ve İnfaz Kurumları yerleşkesinde kurulan duruşma salonunda yapılıyor. Bugün başlayan yargılamanın 9 Ocak Cuma gününe kadar sürmesi, ardından ise mahkeme heyetinin kararını açıklaması bekleniyor.

83 ÜLKEDEN HUKUKÇULAR TAKİP EDİYOR

MLSA’nın aktardığına göre, davayı 83 ülkeden hukukçuları temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk birliğinin temsilcileri, aralarında birçok baro başkanı ve üst düzey yöneticinin de bulunduğu isimler gözlemci olarak takip ediyor. Paris, Berlin ve Amsterdam baroları ile Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) de gözlemciler arasında yer alıyor.

SAVCI, ESAS HAKKINDA MÜTALAASINI TEKRAR ETTİ

Savcı, duruşma arasında sunduğu mütalaayı tekrar ettiğini söyledi. Mütalaada yer alan ifadelerin tamamı ise şu şekilde:

דEylemlerinde Terörle Mücadele kapsamında güvenlik güçleri tarafından etkisiz hâle getirilen terör örgütü üyelerine yönelik faaliyeti savaş suçu olarak değerlendirdikleri, PKK/KCK/YPG/YDG-H silahlı terör örgütünün nihai amacı olan bölücülük faaliyetini bilinçli olarak hem meşru gösterme hem de yayma amacı taşıdıkları, öldürülen terör örgütü mensuplarından çatışma bölgesinde katledilen gazeteci olarak bahsedilmesinin örgüt üyeliğini özendirici mahiyette olduğu, bu suretle terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstererek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla propaganda yaptıkları, bu nedenle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 (1. ve 2. cümle) maddelerinde düzenlenen Basın ve Yayın Yoluyla Terör Örgütü Propagandası Yapma suçunu işledikleri; ayrıca toplumun genelini ilgilendiren ve kamuoyu tarafından yakından takip edilen terörle mücadele faaliyetleriyle ilgili olarak, devletin kurum ve organları tarafından terör örgütü mensubu olmalarına rağmen gazeteci olarak tanıtılan Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledildiği yönünde, ülkenin iç ve dış güvenliği ile kamu düzenine ilişkin gerçeğe aykırı bilgilerle halkı yanıltarak algı oluşturmaya, devletin kurum ve organlarına duyulan güveni zedelemeye ve halk arasında endişe yaratmaya yönelik saikle hareket ettikleri, bu itibarla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 217/A ve 218. maddelerinde düzenlenen Basın ve Yayın Yoluyla Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma suçunu da işledikleri anlaşılmıştır. Belirtilen suçların birlikte işlenmesi suretiyle birden fazla kanun maddesinin ihlal edilmesine rağmen, sanıkların eyleminin tek olması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükmü gereğince, sanıklar hakkında daha ağır cezayı gerektiren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiği değerlendirilmiştir. Açıklanan nedenlerle sanıklar İbrahim Özden Kaboğlu, Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekim Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın iştirak hâlinde gerçekleştirdikleri eylemlerine uyan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 (1. ve 2. cümle) maddesi gereğince cezalandırılmaları gerektiği…”

KABOĞLU’NDAN İTİRAZ: DAVA ANAYASAYA AYKIRI

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, esas hakkındaki savunmalara geçmeden önce davanın Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek bu konuda beyanda bulunacağını ifade etti.

Kaboğlu, iki ayrı itirazından ilkinde, kendilerine yöneltilen suçlamalardan biri olan Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin kamuoyunda “sansür yasası” olarak nitelendirilen Dezenformasyonla Mücadele Düzenlemesinin Anayasa’nın 2. (hukuk devleti), 25. (düşünce ve kanaat özgürlüğü), 26. (ifade özgürlüğü) ve 90. (uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü) maddelerine aykırı olduğunu belirterek iptal edilmesi gerektiğini söyledi.

‘SOMUT TEHLİKE SUÇU OLUŞMADI’

Kaboğlu, Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin unsurlarını sıralayarak, “Anayasa’ya göre, bir bilginin gerçeğe aykırı olması tek başına suç sayılmaz; bunun suç kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu barışını bozması gerekir. Bu ise toplumu oluşturan farklılıklar arasındaki ahengin bozulması anlamına gelir” dedi. Kaboğlu, ayrıca maddeyi iptal talebiyle inceleyen dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın karşı oy gerekçesini de duruşmada okudu. İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu, “Somut suç”, “somut tehlike” ve “yakın tehlike” koşullarının oluşmadığını belirtti.

Kaboğlu, ortada bir “somut tehlike suçu” bulunmadığını vurgulayarak İstanbul Barosu’nun bu gerekçeyle yargılanmasını eleştirerek, “Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi, savaş hali için öngörülmüş bir düzenlemedir; ancak olağan hukuk koşullarına uyarlanarak yürürlüğe sokulmuştur. Esasen bu madde, Anayasa’nın 15. maddesinde tanımlanan olağanüstü durumlar için kurgulanmış bir suç tipidir. Türkiye savaş halinde olsaydı geçerli olabilecek bu maddenin, olağan bir dönemde uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle suçun kanuniliği ilkesine aykırıdır. Bu madde bir dayatma haline gelmiştir; Meclis’te çoğunluk kimdeyse, o çoğunluğun oylarıyla kabul edilmiştir” dedi.

‘217/A MADDE ANAYASA’YA AYKIRIDIR VE YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMALIDIR’

“Düşünce ve ifade özgürlüğü açısından çok önemli bir ayrım var” diyen Kaboğlu, şu ifadeleri kullandı:

דSayın heyetin, benim ve yönetim kurulumun niyetini nasıl okuduğunu bilmiyorum. Niyet okumak benim uzmanlık alanım değil. Ama heyetin Anayasa’nın 25. maddesini okumasını öneriyorum. Bu maddeye göre herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz, düşüncelerinden dolayı kınanamaz veya suçlanamaz. Savaş halinde bile bu hak geçerlidir. Anayasa’nın bu açık güvencesine rağmen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bizim niyetimizi okuyarak nasıl dava açabiliyor? Yargılamadaki diğer usulsüzlüklere girmeden önce, bu temel Anayasa ihlaline dikkat çekmek istiyorum. Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi açıkça Anayasa’ya aykırıdır ve bu nedenle yürürlükten kaldırılmalıdır.”

İSTANBUL BAROSU TARİHİNDE İLK KEZ KAPALI

İstanbul Barosu’nun yargılama nedeniyle bu hafta kapalı kalacağını belirten Kaboğlu, “Baro, tarihinde ilk kez kapalı kalıyor. İşlerin aksamaması için yönetim kurulu toplantısını bu akşam saat 17.00’den sonra yapacağız. Sadece hukuk hakkını kullandığı için İstanbul Barosu’nun ilk kez kapalı kalması üzücüdür” dedi.

‘İDDİALAR HUKUKİ DAYANAKTAN YOKSUNDUR’

Öte yandan Turkey Human Rights Litigation Support Project, Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de bulunduğu insan hakları ve hukuk meslek örgütleri, bugün yaptıkları ortak açıklamada, İstanbul Barosu Başkanı ve on yönetim kurulu üyesi hakkında süregelen davanın ve baro yöneticilerinin “terör örgütü propagandası yapmak”tan cezalandırılması yönündeki savcılık talebinin, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve demokratik normların içinde bulunduğu vahim durumun çarpıcı bir yansıması olduğunu belirtti.

Açıklamada, 5-9 Ocak arasında İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek ve karar duruşması olması beklenen duruşma öncesinde yetkilileri, ceza yargılamalarının kötüye kullanılmasına derhal son vermeye ve suçlamaları düşürmeye çağırdı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

דHukuka uygun ve hak temelli bir açıklamanın, bilinçli bir şekilde silahlı bir örgütün amaçlarına hizmet ettiğini öne süren bu iddialar tamamen mesnetsizdir ve hukuki dayanaktan yoksundur. İnsan hakları ihlallerini ve hukukun üstünlüğünü ilgilendiren konularda görüş bildirmek İstanbul Barosu’nun yasal ve etik görevidir. Savcının yaklaşımı, baronun hem iç hukuk hem de uluslararası insan hakları hukuku ve standartları uyarınca korunan bu görevini yerine getirmesinin bilfiil suç olduğunu öne sürmektedir. Savcının ifade özgürlüğü hakkının meşru kullanımını bir terör suçu olarak yorumlaması, ceza hukukunun kötüye kullanımı ve yargı tacizi niteliğindedir.

Avukatların ve avukatlık meslek örgütlerinin ifade ve örgütlenme özgürlüğü haklarını kullanmalarının kriminalize edilmesi, onların hak ve rollerini güvence altına alan bu belgelerin yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. ve 11. maddeleri ile, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19., 22. maddelerine ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26., 27. ve 33. maddelerine aykırıdır.”

ACİL EYLEM ÇAĞRISI

İmzacı örgütler, Türkiye yetkililerini acilen şu adımları atmaya çağırdı:

  • İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyelerine yönelik ceza davasına derhal son verilmeli, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi uyarınca onlara yöneltilen temelsiz suçlamalar düşürülmeli ve baro yönetimini görevden almayı amaçlayan eşzamanlı ve siyasi güdümlü hukuk davası reddedilmelidir.
  • İç hukuk ve Türkiye’nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri doğrultusunda, baroların bağımsızlığı ve özyönetimi güvence altına alınmalıdır.
  • Terörle mücadele ve ceza yasalarının avukatları, insan hakları savunucularını, gazetecileri ve sivil toplum aktörlerini hedef almak için kötüye kullanılmasına son verilmeli; bu kişilerin insan haklarına saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.
  • Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi imzalanmalı ve onaylanmalıdır.
ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI

Örgütler uluslararası toplumu ise şu adımları atmaya çağırdı:

  • İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın yakından izlenmesine devam edilmelidir.
  • Savcının mütalaası ve Türkiye’de avukatlık mesleğine yönelik artan tehditler alenen kınanmalıdır.
  • Avukatların haklarına saygı gösterilmesini ve bu hakların korunmasını sağlamak, ayrıca avukatların ve baroların taciz, misilleme ve haksız yargılamalara karşı korunmasını güvence altına almak üzere Türkiye yetkilileri ile doğrudan temasa geçilmelidir.
İMZACILAR
  • Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü)
  • Center of Elaboration and Research on Democracy (Demokrasi Çalışmaları ve Araştırmaları Merkezi, CRED)
  • Council of Bars and Law Societies of Europe (Avrupa Baroları ve Hukuk Toplulukları Konseyi, Le Conseil des barreaux européens, CCBE)
  • Defense Commission of the Barcelona Bar Association (Barselona Barosu Savunma Komisyonu, İspanya)
  • Deutscher Anwaltverein (Alman Barolar Birliği, Almanya)
  • Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (Türkiye)
  • European Association of Lawyers for Democracy and World Human Rights (Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları için Avrupalı Avukatlar Derneği, ELDH)
  • The European Criminal Bar Association (Avrupa Ceza Avukatları Birliği, ECBA)
  • Fédération des Barreaux d’Europe (Avrupa Barolar Federasyonu, European Bars Federation, FBE)
  • Foundation Day of the Endangered Lawyer (Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Vakfı)
  • Hak İnsiyatifi Derneği (Türkiye)
  • Hakikat Adalet Hafıza Merkezi (Türkiye)
  • Haldane Society of Socialist Lawyers (Haldane Sosyalist Avukatlar Derneği, Birleşik Krallık)
  • Human Rights Institute of the Brussels Bar (Brüksel Barosu İnsan Hakları Enstitüsü, Belçika)
  • Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü)
  • İnsan Hakları Derneği (Türkiye)
  • The International Association of Democratic Lawyers (Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, IADL)
  • International Bar Association’s Human Rights Institute (Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü, IBAHRI)
  • The International Commission of Jurists (Uluslararası Hukukçular Komisyonu, ICJ)
  • International Federation for Human Rights (Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, FIDH, İnsan Hakları Savunucularının Korunması Gözlemevi kapsamında)
  • Kaos GL Derneği (Türkiye)
  • The Law Society of England and Wales (İngiltere ve Galler Hukuk Cemiyeti, LSEW, Birleşik Krallık)
  • Lawyers for Lawyers (Avukatlar için Avukatlar, Hollanda)
  • Lawyers’ Rights Watch Canada (Kanada Avukat Hakları İzleme Örgütü, LRWC, Kanada)
  • Lyon Bar Association (Lyon Barosu, Fransa)
  • National Union of Peoples Lawyers (Halkların Avukatları Ulusal Birliği, (NUPL, Filipinler)
  • PEN Norway (PEN Norveç, Norveç)
  • Turkey Litigation Support Project (Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi, Birleşik Krallık)
  • Türkiye İnsan Hakları Vakfı (Türkiye)
  • Vereinigung Demokratischer Jurist:innen VDJ (Demokrat Hukukçular Birliği, Association of Democratic Jurists, Almanya)
  • World Organisation Against Torture (İşkenceye Karşı Dünya Örgütü, OMCT, İnsan Hakları
  • Savunucularının Korunması Gözlemevi kapsamında)
  • Yurttaşlık Derneği (Türkiye)

×

NE OLMUŞTU?

İstanbul Barosu, Suriye’de 19 Aralık 2024’te Türkiye’ye ait insansız hava araçları tarafından yapılan saldırıda yaşamlarını yitiren gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin ile ilgili sosyal medyadan paylaşım yapmıştı. Paylaşımın ardından İstanbul Barosu hakkında, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Daştan ve Bilgin’e “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan açılan soruşturmalara atıf yapılarak “terör soruşturması” başlatılmıştı.

İddianamede, Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın faaliyetlerini kendilerine verilen yetkiler ve görevler dışında kullandığı öne sürüldü.

İddianamede, İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında “basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” ve “basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasıyla 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. İddianamede ayrıca siyasi yasak da istendi.

Bu soruşturma ile başlayan süreç kapsamında baro yöneticileri hakkında hem ceza davası hem de görevden alınmaları için ikinci bir dava açıldı. Ceza davasının ilk duruşması 28-29 Mayıs tarihlerinde görüldü. İlk duruşmaya başka bir dosyadan tutuklu bulunan İstanbul Barosu yönetim kurulu üyesi Fırat Epözdemir alkışlar eşliğinde getirildi. İlk gün baro yöneticilerinin savunması ile tamamlandı. Duruşmanın ikinci günü ise mahkeme salonu boş kaldı. Baro yöneticisi Fırat Epözdemir’in İstanbul Adliyesi’nde tutuklu yargılandığı davanın duruşmasının da aynı güne denk getirilmesi nedeniyle avukatlar ve baro yöneticileri Silivri’deki duruşma yerine İstanbul Adliyesi’ndeki duruşmayı izlediler.

9 ve 10 Eylül’de görülen ikinci duruşmada ise yargılanan baro yöneticilerinin savunmalarına devam edildi, ardından baro yöneticilerinin avukatları savunma yaptı. Duruşmanın Silivri’de görülmesini eleştiren baro yöneticileri ve avukatlar yargılamaya Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde devam edilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.

Duruşmada tüm savunmaların tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti dosya savcısından mütalaa talep etti. Savcı mütalaanın sunulması için süre talep etti. Bunun üzerine mahkeme heyeti duruşmayı 5 Ocak 2026 tarihine erteledi.

Benzer Haberler

9 işçi yaşamını yitirmişti |

İliç maden faciası davası: Reddi hakim talebi üst mahkemede

Tarih belli oldu I

15 yaş altına sosyal medya düzenlemesi geliyor

İstanbul Barosu davası ikinci gününde l

Kaboğlu: Biz haklıyız, görevimizi haysiyetimizle yaptık

Komisyonun yazım ekibi 2. kez toplandı |

Yıldız: Ortak raporu bu ay tamamlamayı hedefliyoruz -YENİLENDİ

“Maduro örneği hepimize şunu hatırlatmalıdır…” |

Özel: Artık içeride toplumsal barışı sağlamanın zamanıdır

MİT Başkanı Kalın:

Süreç, bölgesel jeopolitiğin temellerini atmaktadır

“Süreç niyet beyanıyla ilerlemez” |

Hatimoğulları'ndan iktidar ve muhalefete sorumluluk çağrısı