İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, bugün Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşmenin yaklaşık üç saat sürdüğünü belirterek, “Sayın Öcalan toplantıya şöyle başladı: ‘Bu demokratik entegrasyona giriş toplantısıdır.’ Görüşmesinin başlangıç cümlesi bu oldu” dedi. Sürecin kritik bir aşamada olduğunu vurgulayan Sancar, Öcalan’ın görüşmede, “İkinci aşamanın mimarisini geliştirmeye çalışıyoruz” dediğini aktardı.
HABER MERKEZİ – DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, bugün Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşme sonrası İlke TV‘de Konuşma Zamanı programında gazeteci Dilek Odabaş ve Lokman Ergün‘ün sorularını yanıtlıyor.
Son görüşme 17 Ocak’taydı | DEM Parti heyeti Öcalan ile görüştükten sonra İmralı’dan döndü
ÖCALAN: BU DEMOKRATİK ENTEGRASYONA GİRİŞ TOPLANTISIDIR
Heyetin diğer üyeleri Pervin Buldan ve Faik Özgür Erol’la birlikte Öcalan ile yaptıkları görüşmenin yaklaşık üç saat sürdüğünü belirten Mithat Sancar, şunları söyledi:
×Görüşme yaklaşık 3 saat sürdü. 3 saati biraz aştı. Yoğun bir görüşmeydi. Sayın Öcalan zaten önceden gündemi belirleyerek geliyor. Genellikle 10 madde halinde konuşacağımız konuları liste haline getiriyor ve o çerçevede görüşme akıyor. Önemli bir görüşmeydi. Öcalan, ‘Bu demokratik entegrasyona giriş toplantısıdır’ dedi. Sonra açtı, anlattı. Sürecin 16 ayı açan döneminin kısa bir değerlendirmesini yaparken, ‘Birinci aşama bitmiştir. Birinci aşama örgütsel varlığın ve silahlı mücadelenin sonlandırılması kararına ilişkindi. Birinci aşamanın özü, PKK’nin kendisini feshetmesi ve silah bırakmasıydı. Bu stratejik bir karardır’ dedi. Kendisi açısından da örgütü açısından da bu ifadeyi sık sık kullanıyor. ‘Bu benim açımdan stratejik bir karardır’ dedi. ‘Birinci aşamada bunun için önemli adımlar attık’ dedi. ‘İkinci aşamaya geçtik ve bu ikinci aşamanın en önemli konusu olan entegrasyon boyutunu konuşacağız. Sizinle bunları konuşacağız’ dedi. Konuşma böyle başladı. Aşağı yukarı bu çerçevede de devam etti. İkinci aşamada nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair genel bir belirleme yaptı.
“ÖCALAN TEK ÇIKIŞ YOLU OLARAK DİYALOĞU GÖSTERDİ”
Sancar, Öcalan ile entegrasyon tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerinde Türkiye’de yürüyen sürecin temel gündem maddesi olduğunu, ancak bu başlık altında Suriye’de yaşanan gelişmelerin de ele alındığını söyledi.
Sancar, Öcalan’ın daha önce Suriye’ye yönelik çözüm önerisinin de “demokratik entegrasyon” olduğunu dile getirdiğini hatırlatarak, iki ülke arasındaki süreçlerin farklılıklar taşımasına rağmen “karşılıklı etkileşim içinde” olduğunu ifade etti.
Suriye’deki gelişmelere değinen Sancar, Öcalan’ın 17 Ocak’taki görüşmede, çatışmaların mutlaka durdurulması gerektiğini ifade ettiğini belirterek, “Sorunun müzakere yoluyla çözülmesi gerektiğine dikkat çekmişti. Saldırıların derinleşmesi halinde özellikle Fırat’ın doğusuna kayacak bir çatışma ortamının büyük can kayıplarına ve uzun yıllara yayılacak istikrarsızlığa yol açabileceği uyarısını yapmıştı” dedi. Sancar, Öcalan’ın bu süreçte “diyalog ve siyaseti tek çıkış yolu” olarak değerlendirdiğini, aksi halde bölgenin “uçurumun kenarına” sürükleneceği yönünde güçlü uyarılarda bulunduğunu aktardı.
“NORM DIŞI GÜÇLER SÜRECİ BOZABİLİR” UYARISI
Öcalan’ın 2 Aralık’ta yapılan görüşmede henüz Halep’e yönelik saldırıların gerçekleşmediği dönemde, silahlı çatışma ihtimalinin düşük olduğunu ancak “norm dışı güçlerin” süreci sabote etmeye yönelik girişimlerde bulunabileceğine dikkat çektiğini hatırlatan Sancar, “Bu güçlerin Suriye’de devreye girerek bölgesel ölçekte tahribat yaratabileceğini ve nihai hedefin yürüyen çözüm süreçlerini sekteye uğratmak olabileceği değerlendirmesinde bulundu” dedi.
“UÇURUMUN KENARINDAN MASAYA DÖNÜŞTE ANA AKTÖRLERDEN BİRİ ÖCALAN’DIR”
Sancar, Öcalan’ın Suriye’de 10 Mart Anlaşması’nın müzakereler için temel çerçeve olarak değerlendirdiğini ve bu görüşlerin devlet yetkilileriyle de paylaşıldığını belirtti. 6 Ocak sonrası ciddi bir kırılma endişesinin ortaya çıktığını dile getiren Sancar, bu süreçte farklı aktörlerin masaya dönüşte rol oynadığını söyledi. Bu aktörler arasında Mesut Barzani, Neçirvan Barzani ve Bafil Talabani’nin bulunduğunu ifade eden Sancar, fakat kamuoyunda uzun süre konuşulmayan “ana aktörlerden birinin” Abdullah Öcalan olduğunu kaydetti. Öcalan’ın aktif girişimlerle “uçurumun kıyısından” müzakere sürecine geri dönüşte önemli katkı sunduğunu dile getirdi.
Sancar, entegrasyon kavramının yalnızca basit bir bütünleşme anlamına gelmediğini, aynı zamanda varlık ve hakların tanınmasını içerdiğini vurguladı. Rojava’da Kürt halkının diğer topluluklarla birlikte yürüttüğü mücadelenin sonuçlarının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
“30 OCAK ANLAŞMASINDA TÜRKİYE’NİN ONAYI VAR”
DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in Münih Güvenlik Konferansı’na katılmasına dikkat çeken Sancar, “Münih Güvenlik Konferansı’nda, oraya davet edildiler ve neredeyse en ciddi ilgi odağı oldular. Eğer masaya dönülmeseydi, bu tablo oluşabilir miydi?” diye sordu ve ekledi: ” Suriye’nin geleceğinde, DSG’nin ve Kürt halkının ortak bir aktör olarak yer almasının hızla ilk göstergeleri olarak yorumlayabiliriz bunları.”
Sancar, geçici Şam hükümeti ile DSG arasında imzalanan 30 Ocak Anlaşması’nda Türkiye’nin “onayı” olduğunu da söyledi.
ÖCALAN: İKİNCİ AŞAMANIN MİMARİSİNİ GELİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ
Öcalan’ın sürece “katkı sunma iradesinin güçlü” olduğunu aktaran Sancar, ancak bunun koşullarına dikkat çekti:
“Öcalan, ‘İkinci aşamanın mimarisini geliştirmeye çalışıyoruz. Bu konuda üzerime düşeni yaparım. Teorik ve pratik kabiliyetim ve gücüm vardır. Ama bu gücü hayata geçirebileceğim imkanların da sağlanması gerekiyor. Kendim için değil; süreç için, çözüm için, ikinci aşamanın mimarisini oluşturup ilerleyebilmemiz için bu gereklidir’ dedi.”
Sancar, sürecin geldiği aşama itibarıyla iletişim ve çalışma koşullarına dair düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu da ekledi: “Sürecin bu ağırlığı ve önemi karşısında, kendisinin yaşama ve iletişim şartlarının mutlaka düzeltilmesi gerekir. Bu da sürecin doğal sonucu olarak ortaya çıkacak gelişmelerdir.”
KOMİSYONUN NİHAİ RAPORU
Sancar, Öcalan’ın “Benim temel referansım ve ilkem demokratik entegrasyon sürecinin ilerlemesi, demokratik cumhuriyetin de inşasıdır” dediğini aktardı.
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun nihai raporuna değinen Sancar, şunları dile getirdi:
“Raporunun önemli olduğu açık. Ama rapor bir perspektif sunar, bir program hazırlamaz. Umuyorum tam bir uzlaşmayla çıkar ve aşamalar hızla geçilir. İlk önümüze gelecek konu bellidir: silah bırakanların ya da kendini fesheden örgüt mensuplarının hukuksal statüsü. Burada geniş bir çevreden söz ediyoruz. Sadece eline silah almış olanlar değil; cezaevinde olanlar var, yurtdışında olanlar var, Mahmur’da olanlar var. Bunların hepsi çatışmalı sürecin sonuçlarıdır. Eğer çatışmalı süreci sona erdiriyorsak, yarattığı sorunları ve tahribatları da giderecek yollar bulmamız gerekir. Bu da bugün konuştuğumuz konulardan biriydi. Bu sürecin yarattığı tahribatları giderme ve birlikte yaşamın temel ilkelerini oluşturma zamanıdır. O nedenle çerçeve yasa önemlidir ama süreç bundan ibaret değildir. Şu aşamada en önemli başlıklardan biri budur. Silah bırakanların entegrasyonu için yasal düzenlemeler şart. Ancak bazı pratik adımlar için yasal düzenleme gerekmiyor. Tutuklu siyasetçiler, kayyum uygulamaları gibi başlıklarda beklenti nedir? Görüşmelerde bu konularda nasıl bir tabloyla karşılaşıyorsunuz? Bu konuda beklenti açık. Bazı adımlar idari kararlarla atılabilir. Ancak gecikmeler yaşanıyor. Sürecin başından bu yana toplumda iyi niyet göstergesi ve güven artırıcı adımlar beklentisi var.”
“BU AY BİTMEDEN RAPORUN ÇIKMASI AÇIK GÖRÜNÜYOR”
“Ortak raporun yakın zamanda çıkması bekleniyor. Kaç gün sonra çıkar net bir şey söyleyemem ama bugün bir toplantı yapıldı. Sonraki toplantının tarihi henüz netleşmedi. Ancak bu ay bitmeden raporun çıkması artık açık görünüyor” diyen Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“SİLAHTAN SİYASETE GEÇİŞİN KÖPRÜLERİ VE YOLLARI ELE ALINMALI”
“Bu özel yasanın çerçevesine dair bir netlik var mı? Kimleri kapsayacak, nasıl bir düzenleme olmalı? Çatışma çözümünde kalıcılık açısından beklentiniz nedir?” sorusuna da Sancar, “Teknik ayrıntılar konusunda henüz somut bir tablo yok. Ancak düzenlemenin kapsayıcı olması, sürecin ruhuna uygun olması ve ilerlemenin önünü açacak kapıları ve yolları oluşturması gerekiyor. ‘Şu kadar kişi, şu kapsama girer’ gibi ayrıntılara girmek şu aşamada mümkün değil. Demokratik siyasete geçiş meselesinin altını özellikle çizmek isterim. Bunu hem akademisyen hem hukukçu olarak da söylüyorum. Eğer bu kadar geniş bir yaygınlığa ulaşmış, uzun süre silahlı mücadeleyi yöntem olarak kullanmış bir yapı silahı bırakıyorsa, iki noktayı açıkça ifade etmek gerekir. Birincisi, bu yapı ortaya çıktığında ve zaman içinde siyasi hedefler belirlemiştir; programı değişmiş, hedefleri yeniden formüle edilmiştir ama siyasi nitelik taşıdığı açıktır. İkincisi, bu yapıya katılanların da siyasi bir amaçla hareket ettikleri açıktır. Dolayısıyla silah bitiyorsa, bu siyasi hedeflerin demokratik zeminde ifade edilebilmesi ve savunulabilmesi için gerekli şartlar yaratılmalıdır. Silahtan siyasete geçişin köprüleri ve yolları da tam olarak bu çerçevede ele alınmalıdır” cevabını verdi.
ÖCALAN: TARİHİ KURTARMAK İSTİYORUZ, BU DA KÜRT’SÜZ OLMAZ
“Bir şey daha söylemek isterim. Bazen yanılıyor olabilirim ama çok kritik, tarihsel bir süreçten geçtiğimizin yeterince farkında olmayabiliriz. Tek tek yaşanan olayların etkisi çok büyük olabiliyor” diyen Sancar son olarak şunları söyledi:



