Ceren Ergenç
Dönüşen küresel dinamiklere ayak uydurmaya çalışan Avrupa’ya ayak uydurmaya çalışan Türkiye’de yaşanan Gümrük Birliği tartışmalarının, AB’nin iç tartışmalarından uzak olduğunu geçen hafta yazmıştım. Benim önerim, Türkiye’nin hem Gümrük Birliğini yenilemek için somut bir plan sunması, hem Akdeniz Sözleşmesi gibi Birlik dışı komşularla yapılan anlaşmalara da taraf olması.
Bu hafta, bunu küresel düzeydeki orta güçlerin ‘uyanışına’ bağlayıp ölçeği genişleteceğim. Niyetim, “Dünya beşten büyüktür” gibi her bölgesel oluşuma mavi boncuk dağıtarak transatlantik ittifakına nazire yapma planı değil, jeoekonomik ağları gözeterek girilecek ikili ya da az ortaklı, küçük ölçekli, çoğunlukla sektörel ve ARGE odaklı iş birliklerini gerçekçi bir B planı olarak tasarlamak.
Hegemonya oluşturacak düzeyde olmasa da küresel ekonomide belli bir yere sahip ülkelerin Çin ve ABD arasındaki “yeni soğuk savaş”ta taraf da bertaraf da olmamak için oluşturması gerektiği düşünülen “orta güçler ittifakı” geçtiğimiz hafta Davos’ta Kanada Başbakanı Carney’in yankı uyandıran konuşması ve geçtiğimiz hafta sonunda Münih Güvenlik Konferansında Almanya Şansölyesi Merz’ın aniden Almancadan İngilizceye geçerek yaptığı konuşma ile gündemimize oturdu. Oysa, Asya’daki orta güçler bu durumun çoktan farkındaydı. Singapur Başbakanı Wong orta güçlerin “Menüde olmamak için masada olması gerektiğini” 2025’te söylemişti. Batılı olmayan orta güçlerin bunu pratiğe dökmesiyse daha da öncesine dayanıyor. Örneğin, Singapur dijital teknojilerde Çin’in arka bahçesi ama ABD’yle de dijital iş birliği diyaloğu sürdürüyor. Bu iki hegemonun ötesinde, kendisi gibi teknoloji kapasitesi yüksek orta güç olan AB’yle de dijital partnerlik anlaşması var. Bu hikayede yeni olan, AB’nin Hindistan ve Latin Amerika’yla imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarıyla gündeme gelen orta güçler arasındaki iş birlikleri. Örneğin, Singapur, içinde Fas, Yeni Zelanda, Şili gibi ülkelerin bulunduğu bir serbest ticaret ağını kurmakta da inisiyatif aldı.



