Evren Balta
“Artık başka ülkelerde rejim değişikliği için savaşmak istemiyoruz.” Trump dış politika çizgisini bu cümleye yasladı. Irak ve Afganistan’ı, demokrasi ihracı iddiasıyla başlayan ama sonunda Amerikan toplumuna ağır insan kaybı, büyük maliyet ve itibar aşınması getiren savaşlar olarak anlattı. Mesaj netti: ABD, başka toplumların iç siyasetini yeniden kurmak için asker göndermeyecek.
Göreve başladıktan yaklaşık bir yıl sonra ise Venezuela’ya dönük müdahale bu vaadi tersyüz etti. Nicolás Maduro Caracas’ta bir ABD operasyonuyla yakalandı. Kelepçeli halde New York’a götürüldü ve ABD mahkemeleri önüne çıkarıldı.
Bu hamle “rejim değişikliği savaşlarına son” vaadini boşa düşüren tekil bir sapma değil. Vaadin yeni biçimi.
Ne değişti?
Bu dönüşümün ilk niteliksel farkı, savaş ile operasyon arasındaki ayrım. Irak tipi model geniş ölçekli kuvvet tahsisine, uzun süreli işgale, sahada idari kapasite kurmaya ve yeni bir siyasal düzen tasarlama iddiasına dayanıyordu. Bu da mali ve insani kaynakların uzun süreli seferber edilmesini gerektiriyordu.
Venezuela hattında ise “savaş” kelimesi geriye çekilirken “operasyon” kelimesi merkeze alındı. Bu tercih ABD açısından iki maliyeti aynı anda azalttı. Sahaya on binlerce asker göndermeyi gerektirmedi. Uzun süreli konuşlanma ve bunun kaçınılmaz finansal faturasını üretmedi. Böylece Amerikan toplumu açısından “kabul edilebilir” bir çerçeve sundu.
Ayrıca “savaş” demeden güç kullanmak, yürütmenin Kongre onayı baskısını gevşetmesine ve kararın daha dar bir icra alanında alınmasına imkan verdi.



