Tuğçe Tatari
2017 yılında Trump’ın ilk kez başkan seçildiği döneme yakın, o yılın defterini açıp “neler not almışım” diye baktım.
Trump’a dair yazdığım ilk not şuydu:
Amerika, tesadüfen başkan seçen bir ülke değil. Biri başkan oluyorsa, bunun mutlaka derin nedenleri vardır. Ayrıca Amerika bu paketleyip sunma işini çok iyi bilir. Barack Obama’yı nasıl tüm dünyaya desteklettiklerini, nasıl demokrat bir persona sunduklarını hatırla.
Trump’ı da oraya oturttular ve olduğu gibi bıraktılar: Çam deviren, pervasız, açgözlü, beyaz ve güçlüye âşık, fakirden ve zayıftan nefret eden, yarı şovmen, sınır tanımayan, küstah kimliğine dokunmadılar.
Aksine, bu yönlerini parlattılar.
İkinci notum ise şuydu:
Genel kanı, hiç kimsenin altında imzası olmasını istemeyeceği kadar saygınlıktan uzak, korkunç, hatta delice eylemleri bu adama yaptıracakları yönünde. Bir deliye ihtiyaç duymuş olmalılar. Trump dönemi, dünyayı çok acayip şeylerin beklediği bir dönem olabilir…
Evet, belki ilk seçildiğinde değil ama ikinci kez seçildiğinde, hakkında tahmin edilenleri hayata geçirmeye başladı.
Düşünsene; bir başka ülkenin başkanını yatağından alıp ülkesinden kaçırdı. Yolda adama ve karısına ne tür ilaçlar zerk ettilerse, o hâllerini de servis ederek insanlık onurunu ayaklar altına aldılar. Adamın diktatör olması, başka bir ülkenin egemenliğini ihlal etmenin, o ülkenin onurunu çiğnemenin gerekçesi olabilir mi! Üstelik, Devlet Başkanı’nı kaçırmanın hemen ardından “Venezula petrolü için Amerikan şirketlerinin ülkeye geleceğini” ilan ederek…



