BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Venezuela’dan Latin Amerika’ya bakmak I

Monroe Doktrini yeniden gündemde

Venezuela’dan Latin Amerika’ya bakmak I

ABD’li Senatör Lindsay Graham, Venezuela’da düzenlenen ABD operasyonunun ardından yaptığı açıklamada Küba ve İran liderlerinin de endişelenmesi gerektiğini söyledi. Graham, Washington yönetiminin Monroe Doktrini’ni hayata geçirdiğini savundu.

HABER MERKEZİ- ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini hedef alan operasyonu uluslararası gündemde tartışılmaya devam ederken, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsay Graham’dan dikkat çeken açıklamalar geldi. Graham, Axios’a verdiği röportajda, operasyonun yalnızca Venezuela ile sınırlı görülmemesi gerektiğini belirtti.

Graham, operasyondan bir gece önce ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesi yaptığını söyledi. Trump’ın, Venezuela’daki durumu ABD’nin güvenliği açısından değerlendirdiğini aktaran Graham, “Başkan, arka bahçemizdeki uyuşturucu hilafetinin ortadan kalktığına inandığı konusunda gayet netti” ifadelerini kullandı.

Operasyonun birkaç haftadır planlandığını ileri süren Graham, açıklamalarında Küba ve İran liderlerine de atıfta bulundu. Graham, “Kasabada yeni bir şerif var. Monroe Doktrini’ni yerine getiriyor” dedi. İran’a ilişkin olarak ise, “İran liderinin yerinde olsam camiye gider, dua ederdim” ifadesini kullandı.

×MONROE DOKTRİNİ NEDİR?

Monroe Doktrini, ilk kez 1823 yılında ABD Başkanı James Monroe tarafından Kongre’ye sunulan yıllık mesajla ilan edildi. Doktrine göre Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında yeni sömürgeler kurması ya da Latin Amerika ülkelerinin iç işlerine müdahale etmesi kabul edilemezdi. Buna karşılık ABD, Avrupa’nın iç siyasi meselelerine karışmamayı taahhüt etti.

Doktrinin amacı, bağımsızlığını yeni kazanmış Latin Amerika ülkelerini Avrupa sömürgeciliğinden korumak olarak tanımlandı. Ancak bu ilke, ABD’ye Amerika kıtasında özel bir etki alanı ve sorumluluk atfeden bir çerçeve de oluşturdu.

20’nci yüzyılın başında doktrin genişletildi. 1904’te ABD Başkanı Theodore Roosevelt tarafından yapılan ve “Roosevelt Ek Açıklaması” olarak bilinen yorumla, Latin Amerika ülkelerinde siyasi ya da ekonomik istikrarsızlık yaşanması halinde ABD’nin müdahale edebileceği savunuldu. Bu yaklaşım, Monroe Doktrini’nin savunmacı niteliğinden uzaklaşarak müdahaleci bir politika zeminine oturmasına yol açtı.

Monroe Doktrini, tarih boyunca ABD’nin Küba, Nikaragua, Haiti, Dominik Cumhuriyeti, Guatemala, Şili ve Panama gibi ülkelerdeki siyasi ve askeri müdahalelerinin gerekçeleri arasında yer aldı.

Günümüzde ABD yönetimleri Monroe Doktrini’ne resmi belgelerde nadiren doğrudan atıf yapıyor.

Ancak Venezuela, Küba ve Nikaragua ile yaşanan krizlerde, Latin Amerika’daki hükümetler ve uzmanlar, Washington’un politikalarını doktrinin güncellenmiş bir yorumu olarak değerlendiriyor. Doktrin, bölgede hala “egemenlik ihlali” ve “dış müdahale” tartışmalarının merkezinde yer alıyor.

MADURO İLK DEĞİL: NORIEGA DA BÖYLE YAKALANDI
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu cumartesi günü yakalaması, Latin Amerika tarihinde benzer bir örneği yeniden gündeme taşıdı. ABD, daha önce de uyuşturucu suçlamalarıyla bir ülkeye askeri müdahalede bulunmuş ve devlet başkanını zorla ABD’ye getirmişti.

Aralık 1989’da Panama’ya düzenlenen ABD işgali sırasında dönemin lideri Manuel Noriega da Maduro gibi yakalanmıştı. ABD, Noriega’yı uyuşturucu kaçakçılığı ve çeşitli suçlarla itham ederek ülkeyi işgal etti. Noriega, Ocak 1990’da Amerikan güçlerine teslim oldu ve yargılanmak üzere ABD’ye götürüldü.

Maduro’nun kısa sürede yakalanmasının aksine, Noriega’nın ele geçirilmesi haftalar sürdü. Bu süreçte Noriega, Vatikan’ın Panama’daki büyükelçiliğinde saklandı. ABD askerlerinin, Noriega’yı teslim olmaya zorlamak amacıyla elçilik çevresinde günlerce yüksek sesli rock müzik çaldığı olay, tarihe geçti.

ABD’ye getirildikten sonra Noriega, sıradan bir sanık olarak değil, savaş esiri statüsünde yargılanması için yıllar süren bir hukuk mücadelesi yürüttü. Noriega bu talebinde başarılı oldu ve savaş esiri olarak kabul edildi. Bu statü, kendisine üniforma giyme ve daha az kısıtlayıcı koşullarda tutulma gibi bazı ayrıcalıklar sağladı.

Noriega, ABD gözetiminde yaklaşık 20 yıl kaldıktan sonra Fransa’ya iade edildi, ardından Panama’ya geri gönderildi. Eski lider, 2017 yılında Panama’da hayatını kaybetti.

ABD basınında yer alan bilgilere göre, Trump yönetimi yetkilileri son aylarda Maduro’yu sık sık Noriega ile karşılaştıran açıklamalarda bulunuyordu. Panama işgali gibi Venezuela’daki son askeri operasyonun da Kongre tarafından yetkilendirilmediğine özellikle dikkat çekiliyor. Ağustos ayında bir ABD’li yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, “Bu Noriega’nın ikinci bölümü olabilir” ifadelerini kullanmıştı.

Benzer Haberler

Venezuela’ya müdahaleye protesto |

İstanbul ve İzmir’de eylemler

Güler Yıldız yazdı |

TESLA aslında kimin hikayesi?

Gelawêj Ewrîn yazdı |

Ne Şah, ne de Ayetullah: Özgürlük, özgürlük!

İmamoğlu’ndan Venezuela tepkisi |

İktidara eleştiri: Türkiye’nin sesi cılız çıkmıştır

Kurtulmuş başkanlık edecek |

Komisyon rapor yazım ekibi toplanıyor

MHP’li Yıldız’dan Venezuela yorumu:

Uluslararası hukukun tabutuna son çivi çakıldı

DEM Parti’den “Venezuela” açıklaması |

ABD’nin müdahalesi tüm bölgeyi tehdit ediyor