BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Yapay zeka devriminin faturası

Yapay zeka devriminin faturası

Menekşe KIZILDERE

Yapay zekâ, insanlık için hem önemli fırsatlar hem de ciddi sorular yaratıyor. Ancak bu teknoloji bugün doğru ve şeffaf bir şekilde geliştirilmiyor; veri merkezlerinin işleyişi ve yapay zekâ modellerinin üretim süreçleri hâlâ büyük ölçüde kapalı. Bu noktada, yapay zekâ alanının en etkili aktörlerinden biri olan OpenAI CEO’su Sam Altman, güncel yapay zekâ modellerinin bazı alanlarda “PhD seviyesinde” teknik kapasiteye ulaşabildiğini ifade ediyor. Buna rağmen, bu sistemlerin hangi verilerle, hangi tarihsel ve toplumsal önyargılarla geliştirildiğini çoğu zaman bilmiyoruz. Bu durum yalnızca teknik bir sorun değil; insan ve yapay zekâ gelişimi açısından ciddi bir belirsizlik yaratıyor [1]. Bu nedenle yapay zekâyı çok daha politik bir bakışla ele almak gerekiyor.

Kadın eşitliği konusu da insanın uzun vadeli varlığı ve zihinsel gelişimi açısından kritik öneme sahip. Bu endişe, dar anlamda feminist bir kaygı değildir; insanlığın ve yapay zekânın doğru gelişimiyle doğrudan ilgilidir. Feminist uyarılar bu nedenle hayati önemdedir ve farklı kesimlerden kadınların bu süreci bu açıdan ele alması ve görünür kılması gerekmektedir. Kadın düşmanlığıyla, cinsiyetçi kalıplarla ve eşitsizliklerle beslenmiş bir zihnin  ister insan ister yapay zekâ olsun insanlığa yıkımdan başka bir şey sunması mümkün değildir. Kolektif zekânın da yapay zekânın da gelişmesi için adalet olmazsa olmazdır.

Bugünkü asıl problem, yapay zekâ geliştiricilerinin kâr hırsı ve veri merkezlerinin tüm insanlığa yüklediği ağır enerji maliyetleridirJames Vincent, yapay zekânın gizli maliyetlerini ele aldığı çalışmasında, veri merkezlerinin hızla artan enerji tüketiminin ekolojik dengeleri zorladığını ve bu yükün toplumsal olarak adil biçimde paylaşılmadığını açıkça vurgular [2]. Vincent’e göre yapay zekâ yalnızca dijital bir yenilik değil; elektrik, su ve emek üzerinden tüm gezegene yayılan maddi bir yük üretmektedir. Ekoloji alanında bu tartışmalar artık geri döndürülemez biçimde görünür hâle gelmiştir.

İnsanların yapay zekâ konusundaki endişeleri ise çoğu zaman Frank Herbert’in Dune evreninden beslenen karanlık bir bilimkurgu imajına sıkışmaktadır: Yapay zekâ ile savaşılmış, makineler yok edilmiş ve insanlık bu sayede hayatta kalmıştır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz gerçeklik bu kurgusal evrenden oldukça uzaktır. Asıl sorun, bilinç kazanan makineler değil; patronların kâr hırsı ve kontrolsüz enerji talebidir. Bu koşullar altında yapay zekâ, insanlığı aşmak bir yana, sağlıklı ve etik biçimde gelişme imkânını bile kaybetmektedir. Endişenin dahi politik olarak manipüle edildiği bu ortamda, yapay zekânın insanlığa çıkardığı faturanın temelinde insan hataları bulunmaktadır. Kadın eşitliği ise bu hatalar arasında en süreklilik gösteren ve çözümü en fazla ertelenen başlıklardan biridir.

Bu noktada yapay zekânın bugünkü yönelimini daha derinlikli kavramak gerekir. Şeffaf olmayan geliştirme süreçleri, eşitsizlik üreten veri setleri ve denetimsiz enerji kullanımı hem insan hem de yapay zekâ gelişimini geriye çekmektedir. Tam da bu yapısal sorunları anlamamıza imkân veren yaklaşım, Ariel Salleh’in ekofeminist perspektifidir.

Ariel Salleh, patriarkanın kadınları ve doğayı kapitalist sistem içinde görünmezleştirilmiş emek alanlarına ittiğini şu şekilde ifade eder: “Kadınların ve doğanın yeniden üretici emeği, kapitalist ekonomi tarafından ücretsiz bir kaynak gibi görülür” [1]. Bu yaklaşım, yapay zekâ üretim süreçlerinde kadın emeğinin ve toplumsal katkıların neden sistematik biçimde görünmez kılındığını anlamamıza yardımcı olur. Salleh’e göre toplumsal ve ekolojik eşitsizlikler yalnızca bireysel adaletsizlikler değildir; insanlığın zihinsel kapasitesini ve uzun vadeli varlığını doğrudan etkileyen yapısal sorunlardır.

Bugün teknoloji şirketleri ve devletler, yapay zekâyı geliştirmekten çok kısa vadeli kâr elde etmeye odaklanmakta; bu süreçte etik kaygılar neredeyse tamamen göz ardı edilmektedir [2]. Vincent’in de belirttiği gibi, “Yapay zekânın maliyetleri kâr hanesine yazılırken, bedelleri topluma ve gezegene yayılmaktadır.” Bu durum, Salleh’in kapitalist sistem eleştirisiyle doğrudan kesişmektedir. “Görünmez kılınan emek ve doğa, sistemin sürdürülebilir olduğu yanılgısını üretir.”

Kadın eşitliği meselesinin tali ve ek bir konu olarak ele alınması, birçok alanda olduğu gibi yapay zeka alanında da ciddi zararlar üretmektedirAbdullah Öcalan, demokratik modernite paradigması çerçevesinde ve son manifestosunda kadını toplumsal dönüşümün öznesi olarak konumlandırır ve şu ifadeyi kullanır: “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez; kadın özne olmadan hakikat kurulamaz” [3]. Öcalan’a göre kadının özne olmadığı bir toplumsal yapı ne adil olabilir ne de gerçek bir dönüşüm yaşayabilir. Bu yaklaşım, yalnızca politik değil; insanın zihinsel ve ahlaki gelişimi açısından da evrensel ve acil bir gerekliliktir.

Yapay zekâya ilişkin endişenin doğru yönlendirilmesi gerekmektedir. Bugünü görmek, görünmez faturaları analiz etmek ve teknolojinin, ekonominin ve toplumsal yapının hem insan hem de yapay zekâ gelişimini birlikte destekleyecek biçimde ilerlemesini sağlamak kritik önemdedir. Kadın ve ekoloji alanındaki bu endişeler birer yan başlık değil; insanlığın ve yapay zekanın geleceğini kuran temel meselelerdir. Dikkatimizi Dune’dan kendi gezegenimizin güncel koşullarına çevirmek zorundayız.


Referanslar

[1] Salleh, A. (2017). Ecofeminism as Politics: Nature, Marx and the Postmodern. Fernwood Publishing.
[2] Vincent, J. (2025). AI’s Hidden Costs: Energy, Equity, and Ethics. The Verge.
[3] Abdullah Öcalan, Manifesto – Mezopotamya Ajansı,

Benzer Haberler

Şam güçlerinin Halep’teki saldırıları |

DSG: Saldırılar devam ederse tüm Suriye'yi savaş alanına dönüştürür

DEM Parti MYK’den Halep açıklaması:

"Bu bir imha operasyonudur, direnenlerle dayanışmamız sürecek"

‘Uyuşturucu’ soruşturması l

Oyuncu Doğukan Güngör serbest bırakıldı

Rusya tescilli Bella 1 kaçamadı |

ABD iki petrol tankerine el koydu

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz:

DEM Parti'nin raporu çok fazla beklenti içeriyor

Barış Vakfı’ndan ‘süreç’ raporu l

Kalıcı barış için öneriler ve 'yasal güvence' çağrısı

“2026 senesi bir reform yılı olacak” |

Erdoğan: Acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız