Hakkı Özdal
Türkiye siyaseti açısından, 31 Mart 2024 seçimleri bir dönüm noktasıydı. 2002 seçimlerindeki aritmetik mucizesiyle parlamentoya hakim olduktan sonra, çoğu durumda bizzat üretilmiş siyasal krizler ve olağanüstü haller aracılığıyla ülkeyi yöneten AKP/Erdoğan, bu seçimde iki büyük kırılma yaşamıştı:
Birincisi; vaktiyle AKP ya da öncüllerinin ‘kale’si olarak görülen sembol niteliğindeki yerleşim birimleri el değiştirmiş ve CHP’ye geçmişti –gerek büyükşehirler gerek iller gerekse ilçeler açısından… Üstelik CHP kentlerde, çoğunlukla yüzde 50 oranını aşan hegemonik oylar toplamıştı. Üstelik, özellikle orta ve batı Anadolu’daki bu il ve ilçeler, tarımın, tarıma dayalı sanayinin, küçük sanayinin ve bunlara dayalı ticaretin önemli merkezlerini oluşturuyordu. Uzun yıllardır ‘seçim siyaseti’ne sıkıştırılmış toplumun geniş kesimleri, iktidar ve ortaklarından yüz çevirme eğilimini, belki yine bir seçim aracılığıyla ama 20 yılı aşkındır süren AKP iktidarında daha önce görülmemiş bir netlikte ortaya koyuyor; dahası, ‘başka bir odak’ etrafında birleşmeye yöneliyordu. AKP iktidarının sosyal ve sınıfsal tabanını temsil etmek açısından anlamlı bir coğrafi ölçekte ve güçlü bir çoğunlukla…



