Mehmet Nuri Özdemir
Daha önceki yazılarımızda Trump’ın ikinci gelişini popülist rejimlerin ikinci aşaması olarak tanımlamıştık. İkinci aşama demokrasinin tamamen askıya alındığı hegemonyanın tazelendiği bir aşamadır. Bu aşamada müesses nizam ile uzlaşmış sağ popülist rejimler kaostan çıkışın reçetesi olarak görülüyor. Yeni bir düzen denemesi yapılıyor. Birikim rejimi sıkıştı, meşruiyet zayıfladı. Sistem yeni bir rızaya ihtiyaç duyuyor. Yeni düzen, uluslararası toplumun ve iç kamuoyunun baskısı karşısında meşruiyeti yeniden üretmek zorunda kalıyor. Bu nedenle meşruiyet satın alınıyor. Meşruiyet krizi yaşayan otoriter rejimler için “ödünç meşruiyet” mekanizması işliyor.
Yeni düzenin meşruiyet kalkanı ise entegrasyon ve otoriter barış ritüelleridir. Otoriter barış, ”barış” adı verilen süreçler aracılığıyla hegemonyanın yeniden üretilmesi ve genişletilmesi olarak tanımlanabilir. Eşitler arası uzlaşı ve adalet temelinde çözümü içeren klasik barışlardan farklı olan otoriter barış, şiddetin potansiyelini koruyan, ama doğrudan uygulamayan, hiyerarşik bir entegrasyon ve meşruiyet kazanma aracı olarak işliyor. Barış ritüelleri ve entegrasyon vaatleriyle maskelenmiş hegemonya, otoriter ve hiyerarşik bir küresel düzenin şifrelerini veriyor. Bu aşama, demokrasiyi tamamen askıya alan bir “simülasyon” düzenidir.
Yeni düzende ezilenlere silahsızlanma ve zorunlu entegrasyon dayatılıyor; “savaşımıza da barışımıza da katlanmak zorundasınız” deniliyor; kabul etmezlerse imha ile tehdit ediliyor. Ortadoğu’da Gazze, Şam, Beyrut ve Kamışlo gibi sistem dışı kalmış merkezler depolitize edilerek kapitalist moderniteye eklemleniyor, kapitalizmin imkanları bu merkezlere taşınıyor. Yapısal hiçbir değişimin olmadığı, yoksulluğun giderek derinleştiği, birçok temel sorunun çözümsüz kaldığı bir yerde otoriter barışlar bir süreliğine ölümleri durdurabilse bile büyük başarı olarak kaydedilir.



