Özcan Yaman
Hakan Tosun ölmedi. Canice, acımasızca dövülerek yani canavarca hisle… Bunun adı katliamdır. Doğal olmayan her ölüm, aynı zamanda bir hesap sorma zorunluluğu doğurur. Ortada bir katliam varsa, bunun hesabı sorulmalıdır.
Bu hesabı kim soracak?
Yurttaşı olduğu ülkenin devleti. Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti.
Aylardır sorulan sorular hâlâ ortada duruyor:
Hakan Tosun’a ne oldu?
Hakan Tosun neden öldürüldü?
Bu sorulara en başta Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve ilgili tüm devlet kurumlarının cevap vermesi gerekir(di). Vermediler. Ya da veremediler. Dört ay geçti, beşinci ay dolmak üzere. Haftalar ayları kovaladığı halde tek bir tatmin edici açıklama yoksa, bu yalnızca bir suskunluk değil, tartışmalı bir devlet sicilidir.
Cumartesi Annelerinin otuz yılı aşan adalet mücadelesi; Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Musa Anter, Hrant Dink ve niceleri… Cezasızlık bu ülkenin istisnası değil, kuralı haline getirilmiştir. Metin Göktepe davası ise şunu açıkça göstermiştir: Toplum yani bizler sahip çıkarsa, devlet hesap vermek zorunda kalır.
Yakın tarihe bakmak yeterlidir. Reyhanlı, Suruç, Ankara… Devlet hâlâ katliamlara “katliam” diyemiyor; “patlama”, “terör olayı” gibi ifadelerle geçiştiriyor. Bu sicile rağmen yurttaşların adalet isteme hakkı yok mu? Elbette var. Adil, vicdana uygun bir devlet istemek en temel yurttaşlık hakkıdır.



