Müslüm Yücel
Ketum, sır saklama olarak tanımlanır. Sır saklayan kimseler erdemlidir, pek çok şey bilirler; bildiklerini saklamayı, ne zaman bu bilgiyi ifade edecekleri konusunda mahirdirler.
Sır bağlamında tapınaklar da dikkatimizi çeker, buralar bize susmayı öğretirler, buralara bir şeyler söyleriz, biz ve oralar; biz ve sevdiğimiz kimseler arasında bir susma hali de vardır, yalnızca ikimiz, sustuğumuzda, ne konuştuğumuzu biliriz, hele âşık olduğumuz kimselerle suskunluk sözlüğüyle konuşuruz, kelime bile anlamını kaybeder. Hegel bu konuda (tek bir harfi kast ederek) şunu söyler, insanlar ne konuştuklarını bir bilseler… Çünkü bize bir şey (sır, söz, eylem) emanet edilmiştir ve bu emanet edilen, dile getirildiğinde tek şey bozulur: Sadakat. Buradan güven yitimi, buradan kendi olmaktan çıkmak, buradan artık rol yapmak başlar.
Sadık olmayan kimselere itimat edilmez, söylediklerinin, düşündüklerinin efendisi değiller; ne iradeleri vardır ne benlikleri, itimadın yerini imtiyazları almıştır ve her bir şeyleri günü birliktir…
Bugün Kürtlerin, demokratların, sahici sosyalistlerin tek bir gündemi vardır ve bu gündem Rojava’dır; bunun dışında soru soranlar, yanıt verenler sözden, sırdan haberleri olmayan çiğ kimselerdir ve tek bir karşılıkları vardır, meseleyi sömürme; tek bir dertleri vardır, biraz daha görünür olma. Bugün ölçü Rojava’dır. Burayla ilgili olan insan erdemli, kararlı ve cesurdur; kendine inanıyordur, iradesine güveniyordur, nefsine de hâkimdir. Mesud Barzani buradan dikkatimi çeker. Barzani bir buçuk aydır, yakından takip ettiğim biridir, bir kum tanesinde bir deryayı taşır kadar da ketumdur. Ben onu on yedi yaşımda gördüm, kirli sakalları ve uykusuz gözleriyle gördüm, bir dağ gibi sessizdi, bir göl gibi durgun. Ketumu ilk o zaman fark ettim, dünya çökmüştü üzerine…



