BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Akın Olgun yazdı |

Rojava ve “yettiniz artık!” diyen sesler

Akın Olgun yazdı |

İlk elden, Demirtaş’ın ve Kobanî davasının üzerindeki hukuksuzluğun son bulması, süreç için acil olan değil, olmazsa olmaz olandır bu yanıyla. “Tüm vücudumu taşın altına koydum” demenin pratiği ortada olmadığı sürece, taşın altında başkasının vücudu var demektir ki, onun da tüm ağırlığı kaldırması mümkün değildir. “Artık dert anlatmayacağız” diyen meydan okuyuşu hiç küçümsemeyin bu nedenle. Nerede, ne zaman, nasıl bir irade geliştireceği hiç belli olmaz çünkü.

Akın OLGUN

“Artık dert anlatmayacağız” diyen ses bir Kürde ait.
“Yeter be!” diyen ses de, “yettiniz artık!” diyen de.
Siz bu sesleri on binler, yüz binler, milyonlar olarak düşünün.

Rojava özelinde ortaya çıkan bu duygu elbette bugüne ait değil. Yıllardır biriken ve “taştı taşacak” olana son bir damla belki de…
Sessiz öfkenin, onlarca yıldır derinlerde biriktirdiği bir duygu bu.
Her şeyi söyleyebilme hakkını kendisinde gören ve hadsizliğini bilmişlikle süsleyip, “ama siz de canım” diyerek konuşmaya başlayan, yüzyıldır aynı ezberle “Kürtler ne olamıyor bu ülkede söyleyin de bilelim yahu” diyerek yüzsüzce “ezen” olmanın keyfiyetinde ırkçılığını “normalmiş” gibi servis eden o tavra “yeter artık” diyen sesleri dikkate alınız.

Görünen o ki “efendilik” hududunu, kendi içinde kaldırmış ve illallah etmiş bir büyük ortak tepki var Kürtlerde.
“Israrla anlatmalıyız” yaklaşımı, kendi finalini yaşıyor anladığım kadarıyla.
Kimle konuşsam, kime kulak kabartsam benzer cümleler duyuyorum çünkü ve “artık tahammül etmeyeceğim”, “bir şey yokmuş gibi davranmayacağım” ve “kendi duygularını asli hassasiyet yerine koyan ceberut dayatmacılığı artık kaldırmayacağım” diyerek içinden konuştuğunu dışarı taşıran bir ruh hali hâkim. Bunu görüyor, duyuyor, dinliyor ve yaşıyorum.

Rojava gündemiyle yeniden hortlayan şovenizmin, Kürtlerin aklına, duygusuna saldırmasından çok, bunun utanmadan, sıkılmadan yapılması sanırım çok daha fena geliyor insanlara.
Göz göre göre iştahlandırılan ırkçılığın, birlikte kahve içtiğiniz, sohbet ettiğiniz, sevinçlerini, dertlerini paylaştığınız arkadaşlarınızda dahi kabarması az şey mi? Değil elbette.

Bulduğu ilk fırsatta, sosyal medyaya üşüşüp, üzüldüğünüz, gözyaşı döktüğünüz ve canınızdan, kanınızdan olanlar için endişelendiğiniz ve daha da ötesi bir katliamla karşı karşıya olduklarını bilmekten duaya, sokağa, meydana düştüğünüz yerde, “oh olsun” diyen sesleri duymak ve o seslerin daha dün “biz kardeşiz” diyenlerden geldiğini görmek, yıkmaz mı insanı? Yıkar hiç kuşkusuz.

İşte tüm bu duyguların üstünden yükselen o “yetti artık!” itirazı, bundan sonrası için çok şey anlatıyor bize.
Çünkü bunun siyasete, kurduğumuz insani ilişkilere ve en önemlisi geleceğe dair umutlarımızın, yan yana gelişlerimizin nasıl ele alınması, nasıl konuşulması gerektiğine dair de çok etkisi olacak.

İktidar açısından; ortaya çıkan bu ruh halinin, yeniden bir toplum olma konusunda, ne kadar büyük bir yarılmaya yol açtığına dair bir farkındalığın olduğunu sanmıyorum.
İktidar, tehlikeli bir “çökertme” oyunu kurdu, oynadı ve bu Kürt toplumunda büyük bir duygusal kırılmaya sebep oldu.

Ana muhalefet açısından; Özgür Özel’in cümlelerinde yüreklenilen “biz” olma mesajları çok kıymetliydi. Rojava konusunda, “beka” diyerek iktidarın arkasına dizilmeyen ve bu tavrıyla iktidarı cihatçıların hamisi olarak tanımlayan cesur tutumu, hiç şüphesiz kendisi için riskli ama Türkiye toplumu için önemli bir adımdı.
CHP’ye yakın medya ağlarında, yorumcu çevrelerinde, gazete köşelerinde ise maalesef bu tutuma paralel bir yaklaşım yoktu. Özgür Özel’in duruşu yalnız bırakılmadı ama sahiplenilmedi de.

İktidar ve ana muhalefet medyasında kışkırtılan ve Kürde karşı cihat tutan manşetlerin, cümlelerin, yorumların zincirlerinden boşalmış gibi hücum etmesi ise, barışa ve sürece karşı duygusal anlamda büyük bir duvar örmekle kalmadı, inandırıcılığını da ezdi.

“Teşbihte hata olmaz”dan hareketle, “Pavlov’un köpeği” deneyi üzerinden bir benzetmeyle söylemek gerekirse, yemek olmadan da sadece zil sesiyle salya üreten bir medya var karşımızda. Dün de böyleydi, bugün de böyle. Salyası akanlar farklı sadece…

Demokratik Kürt birlikteliğinin ve duruşunun, Rojava’da ve tüm dünyada kurduğu insanlık hattı, sadece bölge için değil, tüm dünyayı ele geçirmeye çalışan gericiliğin, haydutluğun, hukuksuzluğun ve insanlığı en düşkün yere hapsetmeye çalışan yeni dünya sisteminin de tam karşısındaydı. Savunulan şey insanlıktı bu yanıyla.
Ortalığa dökülen Epstein dosyası ve açığa çıkanlar, sadece bir skandal değil. Yeni dünya sisteminin üzerine kurulduğu ve her şeyin bu sistemin altına süpürülmeye çalışıldığı devasa bir suç ortaklığı ve hepimiz buna aracı kılınmaya çalışılıyoruz.

Dünyanın her yerinde popülist sağın iktidara taşınması, hukuksuzluğun, haydutluğun, güç ve pespayelikle “olur” kılınması ve tüm insanlığa bunun “normal”miş gibi algılatılmaya çalışılmasını fazla küçümsüyoruz belki ama hakikat çok çarpıcı bir şekilde yaşanıyor.
Bütün dünyayı Epstein adasına dönüştürmeye çalışan bir sistem var karşımızda.

Tam da bu yüzden, insanlığa dair kurulan her hat, o hattı savunacak her çizgi, her siyaset, her duruş, ahlaki, ilkesel her tutum “düşman” parantezi içine alınarak diz çökmesi için baskı, şiddet ve şantaj devreye sokuluyor ve insanlık adına büyük dramlar işte bu aralıkta yaşanıyor.

Kürtlerin, cihatçılara karşı savunduğu demokratik, özgürlükçü, seküler hat bu yüzden de çok kıymetli. Kürt nefretine kapılmışların, Kürde karşı cihatçıları savunması bu yüzden hem ahmakça hem acıklı.
Bir saç örgüsünün tüm gericiliğe meydan okumasından histeri yaşayan tutumların, yeni yetme “sol” züppelerin ortalığa dökülüp “etnik milliyetçilik”, “kabilecilik” diyerek dolanmalarının, “Kürt her şey oluyor bu ülkede canım”cı beyaz dil çıkarmaların, “ama onlar da bayrağımıza şey ettiler”ci yalancı vatanseverlerin toplamı işte bu ahmaklığın ve acıklı tutumun içine giriyor.

Buradan yeni bir hayat kurmak mümkün mü diye sorarsanız eğer, evet mümkün derim size.
Çünkü bunca çürüme, yeniyi kurma ihtiyacının da en büyük nedenidir.
Şimdi burun bükülüyor ama bir alternatif olarak, ahlaki, siyasi, etik ve toplum temelli “komün” modeli, hayatın her alanında yeniyi kuracak olan bir mücadele alanı sunuyor yarın için derdi olana ve bunu elle tutulur hale getirmek için barış ve demokratik toplum paradigmasında ısrar ediyor.

Bu noktada DEM’e büyük bir sorumluluk düşüyor elbette.
Bir son söz olarak; devletin Kürt siyasetinden, vermeden isteyebileceği bir şey kalmadı artık diyebiliriz.
Çünkü Rojava’da iktidarın aldığı tutum, sürece ve birlikte yaşama dair samimiyetin aynasını da kendi eline verdi. Ona bakabilir bolca iktidar.
Kürtlerin onuruna, haysiyetine ve birlikte yaşama umuduna vurulan darbe, o kadar büyük ve açılan yara o kadar derin ki, onu ancak lütfetmeden, kibirlenmeden atılacak bir adım toparlayabilir. O da belki…
İlk elden, Demirtaş’ın ve Kobanî davasının üzerindeki hukuksuzluğun son bulması, süreç için acil olan değil, olmazsa olmaz olandır bu yanıyla.
“Tüm vücudumu taşın altına koydum” demenin pratiği ortada olmadığı sürece, taşın altında başkasının vücudu var demektir ki, onun da tüm ağırlığı kaldırması mümkün değildir.
“Artık dert anlatmayacağız” diyen meydan okuyuşu hiç küçümsemeyin bu nedenle. Nerede, ne zaman, nasıl bir irade geliştireceği hiç belli olmaz çünkü.

Benzer Haberler

Çok sayıda kent için yağış ve çığ uyarısı |

Sıcaklıklar bölgeler arasında değişecek

Uyuşturucu soruşturması l

Dilek İmamoğlu’nun kardeşi Ali Kaya dahil 19 gözaltı

Belediye eşbaşkanları tahliye edilmişti |

Mahkeme kayyum atanmasını ‘hukuka uygun’ buldu

Akın Olgun yazdı |

Rojava ve “yettiniz artık!” diyen sesler

“Çerçeve metin” görüşülecek |

Komisyon rapor yazım ekibi bugün toplanıyor

Sisi ile de bir araya gelecek |

Erdoğan, Selman’la görüştü

DEM Parti’den Gelecek Partisi’ne ziyaret |

Hatimoğulları: Türkiye'nin stratejisi 'Türkiye'de barış ve Suriye'de barış' olmalı

Gündeminde 6 Şubat depremleri vardı |

Özel, Maraş’ta iktidarı eleştirdi: 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor