Anayasa Mahkemesi, bakaya ve yoklama kaçağı fiillerinin “kesintisiz suç” sayılabileceğine hükmederek aynı eylem nedeniyle birden fazla kez cezalandırmanın önünü açtı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise bu uygulamayı “sivil ölüm” olarak nitelendiriyor.
HABER MERKEZİ-Anayasa Mahkemesi (AYM), Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun bakaya ve yoklama kaçağına ilişkin hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı başvuruyu reddetti. 10 Eylül 2025 tarihli ve 29 Aralık 2025’te Resmî Gazete’de yayımlanan kararda, söz konusu düzenlemeler uyarınca verilen cezaların hukuka aykırı olmadığına hükmedildi.
Bianet’te yer alan habere göre, Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi, başvurusunda suçun başlangıç tarihinin belirsizliği, aynı fiil nedeniyle hem idari para cezası hem de hapis cezası verilmesi ve tek bir eylemden ötürü birden fazla dava açılabilmesini hukuka aykırılık gerekçesi olarak göstermişti.
AYM ise yoklama kaçağı ve bakaya fiillerini “kesintisiz suç” olarak değerlendirdi. Kararda, kişinin kendiliğinden gelmesi ya da yakalanmasıyla suçun kesildiği, yükümlülüğe aykırılığın sürmesi hâlinde ise bunun yeni bir suç olarak ayrıca cezalandırılmasının kanun koyucunun takdirinde olduğu belirtildi. Bu nedenle aynı kişi hakkında aynı eylem nedeniyle tekrar dava açılmasının Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varıldı.
Mahkeme ayrıca askerlik çağrılarının TRT ve e-Devlet üzerinden yapılan duyurularla tebliğ edilmiş sayılmasının hak kaybına yol açmadığını da vurguladı.
VİCDANİ RET İÇİN HER SEFERİNDE YENİ DAVA
AYM’nin E.2024/203, K.2025/189 sayılı kararında benimsediği “kesintisiz suç–kesilme–yeniden suç” yaklaşımı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye hakkında verdiği kararlarla açık bir gerilim yaratıyor. AİHM, vicdani ret bağlamında aynı askerlik çağrısına uymama halinin iç hukukta parçalara bölünerek her seferinde yeniden cezaya konu edilmesini, kişiyi yıllar süren kovuşturma ve ceza tehdidi altında bırakan bir rejim olarak tanımlıyor.
AİHM, bu durumun çok sayıda kovuşturma ve mahkumiyetin toplam etkisiyle kişiyi “neredeyse sivil ölüme” sürüklediğini ve bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde düzenlenen insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğini hükme bağlıyor.
AYM’nin son kararı ise AİHM’nin sorunlu bulduğu bu “bitimsiz kovuşturma” pratiğini anayasal denetimden geçirerek geçerli saymış oldu. Bu yaklaşım, vicdani ret hakkının tanınmaması ve döngüsel cezalandırma eleştirilerinin ötesinde, Türkiye’nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri bakımından yeni bir tartışma başlığı açıyor.



