DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, partisinin savunduğu yönetim modeli, vatandaşlık tanımı ve anadilde eğitim konularında konuştu. Bakırhan, Bahçeli’nin Öcalan, Demirtaş ve kayyum meselesi hakkındaki açıklamalarına şöyle yanıt verdi: “Biz de diyoruz ki, coğrafyamız barışa, hukuk rayına, sandık iradesine, siyasi tutuklular özgürlüğe ve bu halk hak ettiği bahara kavuşuncaya kadar bizim de sözümüz nettir ve arkasındayız” dedi.
HABER MERKEZİ – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, gündemdeki konular hakkında Nefes gazetesinden Memduh Bayraktaroğlu’nun sorularını yanıtladı.
Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” sözlerini şöyle değerlendirdi:
İçinde inkar ve şiddetin olduğu bir asırdan bahsediyoruz. Son yıllarda giderek artan bir ayrışma ve çatışma halinden söz ediyoruz. Türk milliyetçiliğinin kurucu partisinin lideri ilk defa ezber bozan bir yaklaşımla bakıyor. Bunun kıymeti ve önemi kelimelerle tarif edilemez. Öcalan’ın 40 yıldır arayıp bulamadığı bir muhatap var karşısında. Bu muhataplık Sayın Erdoğan’ın iradesi ve Sayın Bahçeli’nin ezber bozan yaklaşımlarıyla kuruluyor. Sayın Bahçeli buzları, duvarları kırdı. O badireli yolun önünü açtı.
Şimdi bu yolu tüm Türkiye için gerekli olan hukuk, adalet ve demokrasiyle döşeme zamanı. Biz de diyoruz ki ‘coğrafyamız barışa, hukuk rayına, sandık iradesine, siyasi tutuklular özgürlüğe ve bu halk hak ettiği bahara kavuşuncaya kadar bizim de sözümüz nettir ve arkasındayız.’ Sayın Bahçeli’nin ‘dediğimizin arkasındayız’ cümlesini önemsiyoruz. Bu perspektifi artık hayata geçirmek iktidarın sorumluluğundadır.”
“TÜRKİYE’DE YENİ BİR MERKEZ – YEREL İLİŞKİSİNE İHTİYAÇ VAR”
Abdullah Öcalan’ın “süreci yürütecek en yetkili kişi“ olduğunu belirten Bakırhan, “O nedenle kendisine müzakereleri bizzat yönetebileceği özgür yaşam ve özgür çalışma koşulları/imkanları verilmelidir” dedi.
Bakırhan, nasıl bir yönetim modeli istediklerine ilişkin soruya ise şöyle yanıt verdi:
“21. Yüzyıldaki küresel ve ulusal düzenin aksine dünyada ve Türkiye’de yeni bir merkez-yerel ilişkisine ihtiyaç var. Bu ihtiyaç sadece Kürtlerin yaşadığı kentler için değil tüm Türkiye için ve belki de en çok İstanbul gibi metropoller için gereklidir. Merkez ile yerel arasında yeni bir formülasyon hem merkezin yıpranmışlığına çözüm bulur hem de yerelin nefes almasını sağlar. Türkiye’yi bölmek değil demokrasiyi büyütmek istiyoruz. ‘Özerk bölge‘ tartışması da yok. Talebimiz güçlü yerel demokrasi, eşit yurttaşlık ve ortak vatan içinde hukukun güvencesiyle birlikte yaşamdır.”
“HERKESİ KAPSAYAN TÜRKİYE VATANDAŞLIĞI VURGUSU OLSUN”
Anayasa’da vatandaşlık tanımının nasıl yapılması gerektiğine ilişkin Bakırhan, DEM Parti’nin yaklaşımını şöyle dile getirdi:
“Türklük kavramının etnik değil, Kürtleri ve diğer halkları kapsayan kültürel-tarihsel bir içerikte olduğu iddiası sosyo-psikolojiye ve bilimsel ölçütlere aykırıdır. Bu konuda yanlış anlaşılıyoruz. Biz vatandaşlık tanımında ‘Türk’ün yanına Kürt’ü koyalım ve devam edelim’ demiyoruz. TBMM Komisyon Raporumuzda da bu konu var. Oradaki önerimiz de “Anayasal vatandaşlık tanımının etnik vurguya girmeden kapsayıcı bir şekilde gözden geçirilmesi ve barış odaklı düzenlemelerin yapılabileceği” üzerinedir. Biz ‘herhangi bir etnik kimlik vurgusu olmasın, herkesi kapsayan Türkiye yurttaşlığı vurgusu olsun’ diyoruz. Etnik anlamda nötr bir vatandaşlık tanımıyla herkes kendisini bu ülkenin anayasasına, birlikte yaşamına, ortak değerlerine daha fazla ait hisseder.”
“ANADİLDE EĞİTİM İSTEMEK IRKÇILIK DEĞİLDİR”
Anadilde eğitim konusuna da değinen Bakırhan, bu konudaki taleplerin “ırkçılık“ olarak nitelendirilmesine karşı çıktı ve şunları söyledi:
“Kürt halkının haklarını savunmak ‘ırkçılık’ değil eşit yurttaşlık mücadelesidir. Irkçılık, hakları gasp edip kimliği inkâr etmektir. Kürtçe anadil eğitim hakkı kimseye üstünlük değil ayrımcılığın bitmesi, devletin tüm dillerine eşit mesafede durmasıdır. Öncelikle aracılığınızla bir şeyi net ifade edeyim. Türkçe resmi dildir, Türkçeyi kendi dilimiz olarak görüyoruz, bu asla bir tartışma konusu değil. Türkiye’nin resmi ve ortak dilinin Türkçe olmasıyla ilgili hiçbir sorunumuz yok. Ama bu ülkenin vatandaşı olan Kürtlerin de anadilinde eğitim hakkı analarının ak sütü gibi helaldir. Biz buna saygı duyarak herkesin kendi anadilini öğrenmesinin sağlanması ve desteklenmesini öneriyoruz. Kürtçe, Lazca, Çerkesce ve diğer dillerin öğrenilmesi kimse için tehdit değildir ve anadilde eğitim istemek de ırkçılık değildir.”



