Faik Bulut
BBC NEWS Türkçe sitesinden aktarıyorum:
“30 Ocak 2026’de Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan kapsamlı entegrasyon anlaşması 2 Şubat’tan itibaren yürürlüğe girdi.
BBC Monitoring haber izleme servisine göre, Suriye basını, Şam yönetimine bağlı iç güvenlik güçlerinin 2 Şubat’ta Haseke şehrine ve Kobanê (Ayn el Arab) çevresindeki bölgelere girdiğini bildirdi. Devlete ait yayın organları, güçlerin girişini anbean yayınladı. SDG’nin daha önce uyguladığı sokağa çıkma yasağına rağmen Haseke sakinlerinin hükümet kuvvetlerini ‘sıcak bir şekilde karşıladığını’ gösteren videolara yer verildi; SDG güçlerinin kutlama yapanlara ‘ateş açtığı ve tutuklamalar yaptığı’ ileri sürüldü.
Suriye’de yayın yapan Kürt basını ise gözaltına alınanların IŞİD örgütünün Haseke’de ‘uyuyan hücrelerinden olduğunu’ ilan ediyordu. SDG lideri Mazlum Abdi daha önce hükümete ait iç güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı’daki varlığının ‘sınırlı’ olacağını söylemişti. Nitekim Asayiş olarak bilinen SDG güvenlik güçleri, ‘iç güvenliği, istikrarı ve emniyeti sağlamak’ amacıyla her iki şehirde gündüz sokağa çıkma yasağı ilan etti. Yasak, Haseke’de 2 Şubat’tan, Kamışlı’da 3 Şubat’tan itibaren uygulandı.
Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’na yakın duran Enab Bıledi isimli haber sitesine göre, SDG’nin Haseke vali adayı Nureddin Ahmed, adaylığının Şam tarafından onaylandığını söyledi. Ahmed’in önümüzdeki günlerde Şam’ı ziyaret etmesi bekleniyor. Şam yönetimi tarafından atanan Haseke İç Güvenlik Şefi Mervan Ali (HTŞ adına yaptığı işkencelerle kötü nam salmıştı-FB) ise görevine başladı.
Şam merkezli Enab Bıledi internet sitesi, sonraki adımların ‘belirsiz’ olduğunu yazdı. Anlaşmanın geleceğine dair bazı endişeler de dile getirildi. Hükümet anlaşmanın bir ay içinde uygulanacağını söylerken, Enab Bıledi’ye göre SDG ‘uygulama için belirli bir son tarih olmadığını’ öne sürdü. Suriye resmi haber ajansı SANA’nın ifadelerini aktardığı bir kaynak, ‘SDG’nin askeri ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceğini’ duyurdu.
Anlaşma ülkenin kuzeydoğusundaki özerk yönetime bağlı kurumların Suriye devlet kurumlarına entegrasyonunu ve memurların kadroya alınmasını da kapsıyor. Kürt halkının eğitim haklarının sağlanması ve yerinden edilmiş kişilerin bölgelerine geri dönüşünün garanti altına alınması konusunda da anlaşmaya varıldı.
SDG açıklamasında, ‘Anlaşma, ilgili taraflar arasındaki işbirliğini güçlendirerek ve ülkenin yeniden inşası için çabaları birleştirerek Suriye topraklarını birleştirmeyi ve bölgeye tam entegrasyonu sağlamayı amaçlamaktadır’ denildi. SANA ise hükümet kaynağına dayanarak ‘devlet tüm sivil ve hükümet kurumlarını, geçiş noktaları ve sınır kapılarını devralacak ve ülkenin hiçbir kısmını kontrolü dışında bırakmayacak’ tespitinde bulundu.”
ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ise X hesabı üzerinden şu açıklamayı yapıyordu:
“Anlaşma, Suriye’nin ulusal uzlaşma, birlik ve kalıcı istikrara doğru yolculuğunda derin ve tarihi bir dönüm noktasıdır. Askeri, güvenlik ve idari yapıların birleşik devlet kurumlarına aşamalı olarak entegrasyonunu kolaylaştırırken, üst düzey SDG temsilcilerinin yüksek seviyelerde katkıda bulunma fırsatlarına sahip olmasını sağlayarak, Suriye’nin gücünün çeşitliliği kucaklamaktan ve tüm halklarının meşru özlemlerini ele almaktan kaynaklandığı ilkesini teyit etmektedir. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Kürtlere yeni haklar veren 13 nolu Kararnamesi uzun süredir devam eden adaletsizlikleri düzeltiyor; Kürtlerin Suriye ulusu içindeki ayrılmaz yerini teyit ediyor; güvenli, müreffeh ve kapsayıcı bir geleceğin şekillendirilmesinde tam katılımları için yollar açıyor.”
Daha öncesinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, “anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve desteklediğini” duyurmuştu.
Bu konuda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Suriye’deki entegrasyon mutabakatını Türkiye yakından inceledi; Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliğini hedef alan her çabanın karşısında kararlılıkla duruyoruz” derken; 3 Şubat’taki grup toplantısında konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli ise “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” diyor ve Rojava’daki SDG ve YPG gibi yapıları bölücü olarak niteleyip sert biçimde eleştiriyordu. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da imzalanıp yürürlüğe giren mutabakatı desteklediklerini TBMM Grup toplantısında (3 Şubat) duyurmaktaydı.
Bu girişten sonra anlaşma gereği Haseke’de yaşanan olayları ve gözlemleri sizinle paylaşacağım. Oraya gitmiş değilim. Ama yörede çekilen videoları izlemek ve Suriyeli Kürt gazeteci Mustafa Rustem’in “independent arabia” adına sahadaki gözlemleriyle söyleşilerini okuyarak bir derleme sunmuş olacağım.
Rojavalıların kalesi Haseke beklemede
Şam Hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşma uyarınca 2 Şubat sabahı saat 06.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Maksat, çatışan iki taraf arasındaki silahları susturmak ve mutabakat şartlarını hayata geçirmekti.
IŞİD ile ortak mücadele çerçevesinde ABD’nin bölgedeki güçlerinden destek alan SDG, 2015 yılından itibaren Halep ile Rakka arasındaki toprakları denetimine almıştı. Ancak sırtını dayadığı ABD’den beklenen askeri ve siyasi yardım gelmedi. Üstelik Trump’ın Özel Temsilcisi Tom Barrack, kapalı bir toplantıda “Sizi savunmak için tek kurşun bile atmayacağız!” diye gözdağı vermişti.
Şam’a bağlı HTŞ kuvvetleri ile doğudaki Arap aşiret milislerinin saldırılarını fark eden SDG, halkı kırdırmamak ve toplu imhadan kaçınmak için silahlı birimlerini hızla geri çekti. SDG, “Hükümet güçlerinin denetimine aldığı bölgelerdeki Kürtlere yönelik yaygın güvenlik ve hak ihlallerinden” söz ediyordu. Buna karşılık Suriye’deki yeni iktidar, her zamanki gibi “Bu gibi insan hakkı ihlallerinin kolektif değil, bireysel ve istisna olduğu” yolundaki iddiasını tekrarladı.
Hükümet kuvvetlerinin ‘huzur ve sükuneti sağlamak üzere’ Kürtlerin kalesi sayılan Haseke ve Kamışlı’ya girmeleri üzerine çeşitli spekülatif sözler ortalıkta dolaşmaya başlamıştı. Kürtlerin kolluk kuvvetleri ise “asayişi ve ahalinin selametini temin etmek amacıyla bilinçli biçimde sokağa çıkma yasağı uyguladıklarını” vurguluyordu.
Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcisi Dr. Abdulkerim Omar, Haseke ve başka yörelerde yaşamakta olan Kürtlerin kaygılı, endişeli ve tedirgin oldukları gerçeğini gizlemiyor; “Independent arabia” muhabirine beklenti ve temennisini şöyle dile getiriyordu:
“Umarım Özerk Yönetim kurumları, Şam’daki iktidar erkiyle siyasi, idari ve askeri entegrasyon sürecinde herhangi bir engele takılmazlar ve ciddi bir müşkülatla karşılaşmazlar. Böyle bir entegrasyonun hayata geçirilmesi bölgedeki Kürtlerin hususiyetleri ve hissiyatı göz önüne alınarak gerçekleşmelidir. Varılan anlaşma, en azından bu aşamada gerçekten makbul sayılır. Çünkü daha fazla kan akıtılması ve tahribatın önüne geçmeyi hedeflemektedir. Ne var ki güven krizi diye bir olgu var ortada. Üstelik şimdiye kadar taraflar arasında giderilmiş ve son bulmuş değil.”
Daha önce iki taraf arasında gerçekleşen Şam’daki bir dizi görüşme, buluşma ve tartışmadan sonra varılan mutabakat gereğince, SDG unsurlarının Haseke ve Kamışlı’dan çekilmesine karşılık hükümete bağlı unsurlar da Haseke’nin güneyindeki Şeddadi mıntıkasını terk ettiler. Savunma Bakanlığı, Haseke vilayetine mahsus olmak üzere üç tugayı kapsayan bir tümen oluşturacak; tümende ağırlıklı olarak SDG güçleri yer alacaktır. Kobani için Halep vilayetine bağlı ayrı bir iç savunma tugayı kurulacak.
Emniyet güçleri meselesiyle ilgilenecek olan İçişleri Bakanlığı, 15 ayrı mekanizmaya bakacak ve Kürt kolluk kuvvetlerini (Asayiş) kurulacak bünyeyle bütünleştirecek.
Savunma gücü Kürtlerden oluşacak, göçmenler evlerine dönecek
SDG Genel Komuta üyesi Sipan Hemo, Doğan Cihan ile 3 Şubat’taki söyleşisinde ayrıntılara yer verdi:
“Askeri konuda, Kürt bölgelerindeki güçlerimizi 4 tugaya göre organize etme kararı alınmıştır. Bu tugaylar Derik, Qamışlo, Hasekê ve Kobanî’ye konuşlandırılacaktır. Cizîre bölgesindeki üç tugay tek bir merkez altında, yani bir tümen olarak organize edilecek; Kobanî tugayı ise idari olarak Kürt olacak ve Halep vilayetine bağlı kalacak. Bunun için komuta yapısından tutalım da tugayların konuşlandırılacağı merkezlere kadar her şey tarafımızca belirlendi. Güçlerimiz şehir merkezlerinde kalmayacak. Tüm bu değişiklikler bizim girişimimizle, genel entegrasyon anlaşması çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Askeri güçlerin %90’ı Kürtlerden; geri kalan %10’u ise Süryaniler ve Araplardan oluşacaktır. Başka bir deyişle, savunma gücünün Kürt gücü olacağını söylemek yanlış olmaz.”
Mutabakat uyarınca emniyet ve askeri meseleler ayrı ayrı ele alınıp iş kotarılacak; mesela SDG tarafından Haseke iline vali adayı olarak önerilen Nureddin Ahmed, vilayetin idaresine bakacak. Buna paralel olarak Savunma Bakanlığı yardımcılığı için de bir atama yapıldı: Çiya Kobanê. Her ikisi de Şam’a gidip görüştükten sonra yerlerine döndüler. Ayrıca Savunma Bakanı yardımcısı Çiya Kobanê, 4 Kürt tugayının sorumlusu olarak Kobanê şehrinde ikamet edecek. Özerk Yönetimin çalışanları ise devletin farklı alanlarında sivil memur olarak görevlendirilecektir. Yerlerinden edilen veya çatışmalar yüzünden yurtlarından kaçan/kaçırtılan sivillerin tekrar yerleşim yerlerine dönmeleri (Efrin, Şeyh Maksut gibi) sağlanacak.
Ayrıca iki tarafa ait silahlı birliklerin şehirlerde bulunması ve kırsal alanlardaki köy-belde-kasabalara girmesi SDG ve Şam hükümetince yasaklandı. Göçmenlerin günlük işlerini düzenleyip kolaylaştırmak için mahalli idareciler atanması hususunda da fikir birliğine varıldı.
SDG birlikleri dosyasının hal yoluna girmesi
Haseke ile Kamışlı halkı, Suriye Demokratik Güçlerine bağlı askeri birimlerin dosyasının kapanması için örgüt tarafından aday gösterilen Nureddin Ahmed’in Haseki valisi olarak atanmasını onaylayan kararnamenin Şam’dan gelmesi bekliyor. Ebu Xanika kod isimli Nureddin Ahmed, 1969 Kamışlı doğumlu olup 2014 yılından itibaren SDG’nin halkla ilişkiler bölümünde çalışıyordu. Daha önce de eski Suriye telekomünikasyon dairesinde memurken 2011 isyanıyla birlikte görevinden ayrılmıştı.
Kürt meselesinin çözümü ve Sihanuk Dibo’nun önerileri
Halep’in her iki Kürt mahallesindeki çatışmaların yaşandığı günlerde yüzlerce silahlı militan dört çekerli arabalarla Süleymaniye (Irak Kürdistanı) şehrinden hareketle sınır kapısı Sêmelka-Peşhabur üzerinden Suriye’ye girmişlerdi. Konuya ilişkin raporlara bakılırsa bunlar PKK hareketine bağlı “terörle mücadele” timleri idi. Bu yüzden de Şam hükümeti (Türkiye’nin dürtmesiyle birlikte) hop oturup hop kalktı; Bağdat hükümetini sınır kapılarını iyi kontrol etmesi ve bu tür geçişlere izin vermemesi konusunda uyardı.
Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimine bağlı “Arap dünyasıyla ilişkiler dairesinde” görevli Sihanuk Dibo, “independent arabia” muhabirine Kürt meselesi hakkındaki fikrini söylüyordu:
“Kürt meselesi Suriye’de çözüme kavuşup anayasa tarafından garanti altına alındığı zaman, ülkenin milli davasının bir parçası haline gelir ve adalet de yerini bulur. Her an değişmesi ve değiştirilmesi mümkün olmayacak bir anayasanın temel ilkelerini benimsemek esastır. Mesela Türkiye Cumhuriyeti’ndeki 1921 Anayasası, ‘Türkiye Kürt ve Kürtlerden oluşmaktadır’ ilkesine göre kurulmuştur. Oysa 1923 yılında bu anayasa değiştirilip yerine (Kürtlerin varlığını inkâr edip Türkleri yücelten) 1924 Anayasası benimsenmiştir.
30 Ocak 2026’da duyurulan mutabakat, idari ve güvenliğe dayalı kapsamlı bir âdemi merkeziyetçiliği çağrıştırsa da, Suriye’deki Kürt meselesinin çözümü noktasında adaleti esas almamıştır. Çünkü hak hukuk için mücadele sürecinde onca fedakârlığın ve uğruna verilen onca canın karşılığı olmaktan uzaktır. Olay, sadece 2011 yılında rejime karşı başlayan halk ayaklanmasıyla sınırlı değildir. Buna ilaveten şimdiki anlaşma terörist güçlere yönelik mücadelede akıtılan kana ve feda edilen insana eşdeğer değildir.
Dahası var: Baas merkezi hükümetinin tahakkümü ve zorbalığını önleme sürecinde de çok bedel ödenmiştir. Demek ki Kürtler, şimdiki yeni Suriye’nin inşa aşamasına ta başından beri katkıda (silahlarıyla, emekleriyle ve canlarıyla) bulundular. Son mutabakat ise bölgede ve dünyadaki keskin dönüşümlerin yol açtığı bir ortamda gerçekleşti. Suriye’deki iç ve dış mücadele, aslında uluslararası ve Ortadoğu’daki mücadelelerin bir parçasıydı. Dolayısıyla (içimize sinmese de-FB) bu mutabakatı gayet gerçekçi buluyoruz ve şartlar elverirse gizil dinamiklerin ortaya çıkaracağı etkenler güvenceli olursa, başarılı da olur.
Şunu kastediyorum: Amerika, Fransa ve bölgedeki diğer ülkelerinin garantörlüğü esas alınırsa, buna uygun bir anayasa bu noktada bağlayıcı olursa başarı oranı yüksektir. Evet, mevcut mutabakat/anlaşma bazı meselelerin çözümünde ileri adımlar atılmasına vesile olmuştur. Entegrasyon, bilhassa güvenlik ve askeri düzlemdeki bütünleşme bunlardan biridir. Ancak burada çakılıp kalmamak lazım; başta ekonomi, eğitim ve kültürel meseleler olmak üzere hayatın farklı alanlarına da el atılıp çözüme kavuşturulmalıdır.”
Çoğulcu demografi
Haseke vilayeti, 14 yıllık çatışma nedeniyle çok sayıda insanın yer değiştirmesine rağmen etnik ve inançsal açıdan çok renkli yapısını korumuştur. Mevcut haliyle bile bu çoğulculuğunu korumaktadır. 2013 yılındaki saha araştırmasına göre il kapsamında 1717 köy bulunmaktadır. Bunun 1161 adedi Araplara aittir. Yani Arap ahali toplam köy oranının %67’sinde ikamet etmektedir. Buna karşılık Kürtlerin yerleşik olduğu köy sayısı 453 olup toplam köylerin %26’sını oluşturmaktadır. Süryaniler ise 50 (%2) köyde oturmaktadır. Bu arada ahalisi karışık köylerin varlığına da rastlanmaktadır.
Aşiret ve kabile alanında uzman araştırmacı Mudar Hamad Esad’a göre: “Son mutabakat Suriyeli Kürtler için adil bir anlaşmadır. Bilhassa geçici hükümet başkanı Ahmed Şara’nın imzalayıp yayınladığı 13 nolu kararname gereği Kürtlere tanınan haklar böyledir. Mutabakat neticesinde çatışmaların neden olduğu kan gölleri sona ermiştir. Bu sayede Haseke sakinleri yıkıcı savaşın tahribatından ucuz sıyrılmış; masum insanların hayatı kurtarılmıştır.
Galip gelen vilayette Araplarla Kürtlerin yanı sıra farklı inançlara mensup Asuriler, Ermeniler ve benzeri diğer topluluklar birlikte yaşamaktadır. Hakese toplumsal dokusu açısından renkli bir mozaik gibidir. Çoğulcu etnik ve dini bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda Suriye’nin tahıl ambarı sayılır: Arpa, buğday, mercimek, pamuk ve benzeri tarım ürünleri üretilir. Ayrıca petrol, doğalgaz gibi yeraltı servetini barındırır ki geçmişte SDG bu mekânları işletip çokça kazandığından şimdi de buralarda kalmayı arzu etmektedir.”
Kürtlerin hakları
Suriye İçişleri Bakanlığı 13 nolu kararname doğrultusunda Kürtlere tanınmış olan hakları hayata geçirmeye başladığını duyurdu. Mesela devrik Baas iktidarı zamanında Mektumin (vatandaşlık verilmeyen kimliksiz kişiler) kategorisindeki Suriyeli Kürtlere kimlik verildi. Ahmed Şara, başkanlık kararnamesini imzaladıktan sonra devlet televizyonundaki konuşmasında “Kürt vatandaşlarımız fitne fesat çıkaran söylentilere aldırmamalı” demişti.
Malum, Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birlik kararı alan Suriye ile Mısır’ın Ekim 1962’de ayrılmasından hemen sonra Haseke vilayetinde sadece tek güne sığdırılan istisnai ve baskın (kimseye önceden haber verilmeden gerçekleşen) nüfus sayımı/inceleme sonucu il topraklarında oturan çok sayıda yurttaş kimliklerinden mahrum bırakılmış; zaten kimliksiz yaşayanların vatandaşlığı bile tanınmamıştı. Bunlar arasında on binlerce Kürt de vardı. Devlet kayıtlarından silinip hepten yok sayılmışlardı.
İlgili kararname 8 maddeden oluşmaktadır. En önemlisi, Suriye’deki farklı dillerden sayılan Kürtçenin resmi veya özel okullarında okutulmasına dair olanıdır. Özerk Yönetimde görevli Sihanuk Dibo’ya göre: “13 sayılı kararname elzem olmasına rağmen tek başına yetersizdir. Bunu kültürel ve siyasal nitelikte başka adımlar da izlemelidir. Mesela Kürtçenin Suriye’deki milli dillerden biri olması yerine resmi statüsünü kazanması esas alınmalıdır. Önemli olan Suriye’deki Kürtlerin iradesine saygı gösterilip gereğinin yerine getirilmesidir.”
Söz gelimi 26 Nisan 2025 tarihinde toplanan kongrede alınmış olan şu karar önemlidir: “Kürt meselesi ile Suriye’nin milli meselesi ortak ele alınıp çözülmelidir. Muhtemelen yakın bir dönemde Kürt Kongresinde belirlenen bir heyetin Şam’daki geçici hükümetle bir araya gelip bu hususu görüşeceğine tanık olabiliriz. Kürtlerin bu konudaki görüşleri son derece önemli ve zaruridir. Suriye milli sınırları içinde kalması kaydıyla uluslararası anlaşmalar ve sözleşmelere uygun şekilde sorun çözülmelidir.”



