Şükrü Aslan
Cumhuriyetin, genellikle devlet elitleri etrafında toplanmış ‘aydın zümre’sine ilişkin geniş ve çoğunlukla yüceltici bir literatür bulunmaktadır. Dahası bu yüceltici anlatı, büyük ölçüde olumlu yargıların etkisiyle sol/demokrat ve Alevi geleneğinde de bir ölçüde karşılık bulmuştur. Fakat arşivler, bunun tam tersi bir duruma; bu ‘aydınların’ Alevilere-Aleviliğe dair söylem ve pratiklerinin genellikle aşağılayıcı, dışlayıcı ve düşmanca olduğuna işaret etmektedir.
Bu düşmanca dil ve halin başlıca sözcüklerinden birisi Osmanlı’da şeriatçı çevrelerin, Alevi kimliğini aşağılamak için sıkça kullandıkları ‘Mum söndü’ söylemiydi. Yeni rejimin ilanına giden süreçte ve sonrasında bu söylem, Cumhuriyet entelektüellerinin başlıca ilgilerinden biri gibiydi. İktidar elitleri etrafında toplanan bu kişilerden birisi yıllarca milletvekilliği yapmış, Kemalizmi bir doktrin haline getirmeyi denemiş Kadro Dergisi kurucularından Yakup Kadri Karaosmanoğlu idi. 1922’de yayımlanan ünlü Nur Baba romanında, Alevi inanç törenlerinde olduğunu iddia ettiği, tümüyle gerçek dışı ‘Mum söndü’ söylencesini işlemişti. ‘Bir Bektaşi Tekkesinde Mumlar Nasıl Söner’ başlığı altında yazdıkları son derece aşağılayıcıydı.



