Hatimoğulları, Suriye’deki 30 Ocak anlaşmasına değinerek, “Artık Türkiye’deki iktidarın elinde mazeret kalmamış olmalı” dedi. Sürecin hızlandırılması gerektiğini belirten Hatimoğulları, komisyonun hazırlayacağı ortak rapora ilişkin “Temennilerin ötesine geçmeli; barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koymalı” ifadelerini kullandı. Hatimoğulları, “umut hakkı” konusunda ise “Umut hakkı, Sayın Abdullah Öcalan dâhil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmadan hukuki zemin eksik kalır” diye konuştu.
HABER MERKEZİ – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.
Hatimoğulları sözlerine, 6 Şubat depreminde yaşamını kaybedenleri anarak başladı. Deprem sonrasında iktidarın pratiklerini eleştiren Hatimoğulları, depremzedelerin aradan geçen 3 yıla rağmen hala konteynerlerde yaşadığına dikkat çekti ve “21 metrekareye 3 yıldır sığdırılmış hayatlar söz konusu” dedi.
Hatimoğulları şunları söyledi:
דİlk yardımlar belediyeler, STK, DKÖ, Alevi kurumları, kadın hareketi, insan hakları savunucuları ve gençlerden geldi. Büyük bir toplumsal dayanışma örneği gördük. İlk destekler onlardan geldi. Hepinize çok müteşekkiriz. Hayata tutunacak dal oldunuz bizlere. Devlet ilk günlerde yoktu:AFAD’ın kâğıttan kaplan, içi boş bir kurum olduğu bu depremde ortaya çıktı. Samandağ’da enkaz altındaki çığlıkları duyan AFAD gönüllülerinin hıçkırarak ağladığını gördüm. Eğitim almalarına rağmen müdahale edemediler. Ellerinde ne bir kazma ne de bir kürek vardı. Kızılay. Geçmişte uluslararası yardımlara koşabilen bir yapıya sahipken; şimdiki faaliyetleri görüntüyü kurtaran, sembolik yardımlara düşmüş, çadır, konserve satan pozisyonla iyice yıpranmış bir kurum. Kurumların içi boşaltılmış. “Liyakatsizlik var” derken tam da bunları kastediyoruz. Kurumların el uzatması gerekirken, bu iktidar bu kurumların içini boşalttığı için böyle oldu.”
DEPREM VERGİLERİ NEREDE?
Deprem vergileri nerede? Bu vergilerle depreme dayanıklı ortalama 100 metrekarelik 1 milyon ev yapılabilirdi. Ama dönemin ve şimdinin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Deprem vergileri nerede?” sorusuna “Duble yollar, havayolları, demiryollarına gitti.” dedi. Bu, kurumların liyakatsizliği, tutarsızlığı, rantçılığı değil mi? Şimdi toplu konutlar yapılıyor. Anahtar teslim edilenlere boş senet imzalatılıyor. Depremzedeye müşteri muamelesi yapılıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı özel bir ticari şirketin patronu gibi çalışıyor. İktidarın mantığı bu. Depremzededen para kazanmak. Bu utanç verici bir durum. Bir daha söylüyoruz: Deprem konutları depremzedeye ücretsiz verilmeli. İmzalanan senetler yok hükmünde olmalı.
YOKSULLUK EN YAKICI SORUN
Ülkede yaşanan ekonomik krize de değinen Hatimoğulları, “Türkiye’de yoksulluk, geçinememe, barınamama ülkenin en yakıcı sorunu olmaya devam ediyor” dedi.
Hatimoğulları devamla şunları belirtti:
דİktidar bu gerçekliğin üstünü örtmeye çalışsa da nafile. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek geçtiğimiz günlerde şunu söylemiş: “Programımızın son aşamasındayız, kalıcı fiyat istikrarını sağlarken sürdürülebilir yüksek büyüme için temelleri atıyoruz.”
Ülkenin hali harap, işsizlik patlaması yaşanıyor, enflasyon vatandaşın belini kırdı. Yurttaş aç. Emekli isyanda… Ama program “son aşamasındaymış”. Gerçek şudur: Halkın ekonomi yönetimine inancı yüzde 10’lara düştü. Bu yüzde 10 da kaymak tabaka zaten. Halkın ekonominin düzeleceğine olan inancı ise yerlerde… AKP’nin en fanatik yandaşları bile “ekonomi iyi” diyemiyor. Çünkü insanlar açlığı ve yoksulluğu iliklerine kadar yaşıyor. Yoksulluk da işten çıkarmalar da diz boyu. Vatandaşlar, işçiler, emekçiler, emekliler, yoksullar bu duruma öfke duymasın da ne yapsın?”
SÜREÇ DEĞERLENDİRMELERİ
Hatimoğulları konuşmasında Kürt sorunun çözümü için devam eden sürece ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Sürecin iktidar tarafından uzun bir süredir Suriye’ye, Rojava’ya ve sınır ötesi gelişmelere bağlandığını ve bu sebeple gerekli adımların atılmadığını belirten Hatimoğulları, şunları söyledi:
דBiz DEM Parti olarak defalarca söyledik: Türkiye’de barışı başka dosyaların rehinesi hâline getirmeyin, dedik.
Bugün gelinen noktada SDG ve Şam yönetimi arasında 30 Ocak Mutabakatı imzalandı. Pratikte de bu mutabakatın gereklilikleri üzerine çalışmalar yürüyor. Uluslararası topluma düşen görev, Suriye’de tarafların sağladığı uzlaşıya destek vermektir. Türkiye’ye bu konuda daha büyük görev ve sorumluluk düşüyor. 30 Ocak Mutabakatı sabote edilmemeli; komşu ülke Suriye’de bu mutabakatın hayata geçmesi için katkı sunulmalı. Bu, hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin geleceği için hayati önemdedir.
İKTİDARIN ELİNDE MAZERET KALMAMIŞ OLMALI
Gelelim Türkiye’deki sürece: 30 Ocak mutabakatıyla şimdilik bir yol alınıyor. Artık Türkiye’deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı.
SÜRECİ HIZLANDIRMA ZAMANI
Şimdi süreci hızlandırmalı. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bizce bu rapor, temennilerin ötesine geçmeli; barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koymalıdır. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir.”
Parti olarak süreci üç temel perspektiften ele aldıklarını belirten Hatimoğulları, bunları demokratikleşme, hukuk ve özgürlükler olarak sıraladı.
Hatimoğulları, şunları dile getirdi:
×
KOMİSYON RAPORU ÖZGÜRLÜK YASALARINI AÇIKÇA ÖNERMELİ
Birincisi demokratikleşmedir: Barış, demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir; demokrasiyle eşzamanlı yürümek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu kayyım uygulamalarının kaldırılmasıdır. Seçilmişler makamlarına, kayyımlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu, barış sürecini güvenceye alacak özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış; dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılmışların demokratik yaşama onurlu biçimde katılımını sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğe kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Anadilde eğitim lütuf değil haktır; kültürel inkâr sürdükçe barış kök salamaz. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır.
SÜRECİN EN ÖNEMLİ AKTÖRÜ SAYIN ÖCALAN’DIR, BUNA GÖRE HAREKET EDİLMELİ
İkincisi hukuktur: Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitirir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, tüm Kobane davası tutsakları; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve bütün siyasi mahpuslar içerideyken barış sağlam zemine oturamaz. Kent Uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar, bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalı. Komisyon raporu; TCK, TMK ve infaz hukukunda kapsamlı değişiklik önerileri içermelidir. TMK demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalı; infaz rejimi toplumsal barışı güçlendirmelidir. Umut hakkı, Sayın Abdullah Öcalan dâhil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmadan hukuki zemin eksik kalır. Barış sürecinin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir.
Üçüncüsü özgürlüklerdir: Barış, toplumun nefes almasıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olmaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalı; Aleviler başta olmak üzere bütün farklı halklar ve inançlar özgürce yaşayabilmeli. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel sosyal haklar üzerinde çalışılmalı. Kadınların ve çocukların yaşam hakkı korunmalı; şiddet ve istismara karşı etkin mücadele yürütülmeli. Zira Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun geçen hafta açıkladığı rapora göre ocak ayında 22 kadın cinayeti, 14 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiş. Bugün yol alınacaksa demokrasi, hukuk, özgürlükler ertelenmemelidir.
BARIŞ İKTİDARIN KULLANACAĞI APARAT OLAMAZ
Biz DEM Parti olarak çok netiz: Barış, iktidarın ya da bir başkasının kullanacağı bir aparat olamaz. Barış; demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir. Gerçek ve onurlu bir barış hakiki güvenliğin ta kendisidir. Eğer gerçekten bu sürece dinamizm kazandırılmak isteniyorsa adres bellidir: Demokrasi, hukuk ve özgürlükler. Bunun dışındaki her söz, barışı ertelemenin başka bir adıdır.
Biz bu ülkenin haklarına, halklarına karşı sorumluluğumuzun gereği bütün görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz.”
Biz DEM Parti olarak çok netiz: Barış, iktidarın ya da bir başkasının kullanacağı bir aparat olamaz. Barış; demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir. Gerçek ve onurlu bir barış hakiki güvenliğin ta kendisidir. Eğer gerçekten bu sürece dinamizm kazandırılmak isteniyorsa adres bellidir: Demokrasi, hukuk ve özgürlükler. Bunun dışındaki her söz, barışı ertelemenin başka bir adıdır. Biz bu ülkenin haklarına, halklarına karşı sorumluluğumuzun gereği bütün görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz.”
FİDAN’A TEPKİ
Hatimoğulları grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
DEM Parti heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşeceğini ancak tarihin netleşmediğini söyledi.
Dışişleri bakanı Hakan Fidan’ın dün akşam katıldığı bir televizyon programında kullandığı, “Bu işin bir de Irak ayağı var. Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı var” ifadelerine tepki gösteren Hatimoğulları, “Hakan Fidan adeta haritadan yeni arızalar nasıl yaratılabilir diye bakıyor” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları gazetecilerin sorularını yanıtladı
🔸Hakan Fidan adeta haritadan yeni arızala nasıl yaratılabilir diye bakıyor
🔸Bölgesel düzeyde barışın ilerlemesi için daha yapıcı adımların atılmasını bekliyoruz
🔸Heyetimiz Cumhurbaşkanı… pic.twitter.com/W38RTcyxS5
— Nûmedya24 (@24MedyaNu24) February 10, 2026



