Kuvvetle muhtemeldir ki ABD’nin İran’daki stratejik amacı İran’ı yıkmak; yeni bir Körfez savaşı başlatmak veya küresel enerji akışını kökten kesmek değildir. ABD’nin temel hedefi, bir ölçüde kendisinin de payı olduğu küresel hegemonik çözülmeyi zamana yaymak, alternatif sistemlerin senkronize ve düşük maliyetli biçimde kurumsallaşmasını geciktirmektir. İran bu stratejide bir “hedef ülke”den çok, sistemsel bir düğüm noktasıdır.
Doğu ERGİL
ABD’nin İran’a yönelik askerî ve politik baskı stratejisinin nükleer caydırıcılık, enerji kontrolü veya rejim değişikliği amacıyla bir savaş başlatmak için olmadığına ilişkin yorumlar var. Asıl amacın, ABD’nin küresel ölçekte gelişmekte olan alternatif ekonomik, finansal ve lojistik sistemlerin kurumsallaşmasını geciktirmek olduğu ileri sürülüyor.
Bu yaklaşım, hegemonik güçlerin çözülme evresinde başvurdukları “zaman kazandırıcı belirsizlik yönetimi” stratejileriyle uyumlu görülüyor.
Yanlış Sorular, Eksik Açıklamalar
Dolayısıyla, ABD’nin İran’a yönelik baskı ve tehdit politikası, bu ülkeyi vuracak mı? Rejim değişikliği mi hedefleniyor? Çin’in enerji arzı mı kesilmek isteniyor? soruları yanlış olmamakla birlikte eksik. Çünkü bunlar kısa vadeli niyetler üzerinden oluşturulmuş sorular. Oysa küresel güçlerin stratejik yönelimi daha çok sistemsel sonuçlar elde etmeye odaklı.
O halde ABD’nin İran çevresine yığdığı askerî varlıklar, doğrudan savaş üretmekten çok, küresel sistemde oluşmaya başlayan alternatif düzeneklerin düşük maliyetli, senkronize ve kalıcı hâle gelmesini engelleyen bir baskı işlevi görmektedir.
Hegemonik Aşınma ve Zaman Kazanma Stratejisi
Giovanni Arrighi’ye göre hegemonik güçler, tarihsel olarak üç evreden geçer:
- Maddi genişleme;
- Finansal genişleme;
- Çözülme ve aşınma…
ABD, 1970’lerden itibaren finansallaşma evresine; 2008 sonrası dönemde ise hegemonik aşınma sürecine girmişti. Hegemonyalarının çözülme aşamasında küresel güçlerin, yeni bir düzen kurmaktan çok, rakip düzenlerin kurulmasını geciktirmeye çalıştıkları gözlemlenmiştir.
Immanuel Wallerstein’ın “dünya-sistemi” yaklaşımı da benzer biçimde, çözülme dönemlerinde merkez gücün istikrar üretme kapasitesini yitirdiğini, bunun yerine konumunu koruyacağını sandığı belirsizlik ve düzensizlik yönetimine başvurduğunu vurgular.
ABD’nin İran Politikası
Öyle görülüyor ki bugün ABD’nin şahit olduğumuz İran’a yönelik stratejisinin:
- İran’ı tamamen dize getirmek;
- Bu ülkenin ham petrolünü doğrudan kontrol etmek;
- Çin’in enerji tedarikini kesmek;
- Ya da topyekûn bir savaş başlatmak olarak açıklamak kolaycılık olur.
Bunun yerine ABD’nin İran politikası, büyük ihtimalle küresel sistem düzeyinde şu hedefe yöneliktir:
Alternatif ekonomik, finansal ve lojistik ağların maliyetini yükseltmek; bu ağların uzun vadeli, öngörülebilir ve kurumsal hâle gelmesini geciktirmek ve onlardan yararlacak rakiplerin önünü kesmek.
Bu ifade, bir niyet atfı değildir; gözlemlenebilir sonuçlara dayalı bir çıkarımdır. Örnekler şöyle sıralanabilir:
- Çin öncülüğünde yerel para cinsinden enerji ve ticaret anlaşmaları;
- Rusya–İran–Çin arasında alternatif ödeme ve sigorta mekanizmaları;
- Venezuela–İran gibi aktörler arasında barter ve takas yöntemleri;
- “Gölge filolar” olarak adlandırılan yaptırımdan kaçınan deniz taşımacılığı ağları…
Bu ve bunun gibi yapıların yaygınlaşması, ABD’nin hegemonik etki ve denetimi zayıflatmaktafır.
ABD Donanmasının Ortadoğu’daki Rolü: Güvenlikten Çok Piyasa Etkisi
ABD donanmasının Körfez’deki (Arap-İran deniz kuşağındaki) varlığı çoğunlukla “deniz güvenliği” söylemiyle gerekçelendirilir. Ancak fiilî etkiler incelendiğinde, bu varlığın:
- Sigorta primlerini yükselttiği;
- Savaş ve yaptırım risklerini fiyatlara yansıttığı;
- Teslim sürelerini ve tedarik zincirlerini belirsizleştirdiği;
- Uzun vadeli kontratları zorlaştırdığı görülmektedir.
Bu durum, rakiplere yönelik doğrudan yasaklamaya baş vurmadan daha etkili bir baskı mekanizmasıdır. Çünkü piyasa aktörleri belirsizlikten kaçınır. ABD bu yolla, alternatif sistemlerin düşük maliyet avantajını engellemeye çalışmaktadır.
Yaptırımlar, OFAC* ve Askerî Güç İlişkisi
Susan Strange’in “yapısal güç” kavramı çerçevesinde bakıldığında:
- OFAC, ABD lehine yaptırımlar aracılığıyla hukuki ve finansal güç üretmektedir.
- ABD donanması ise bu yaptırımların uygulanabilirlik zeminini sağlamaktadır.
Bu ikili yapı, hegemonik yaptırım rejiminin başarısız olduğu algısını şimdilik engelliyor. Nitekim “gölge filolar” ve dolarsız ticaret pratikleri, yaptırımların aşınmasının ürünüdür; ABD’nin tepkisi bu aşınmayı geri çevirmekten çok yavaşlatmaya yöneliktir.
Savaş Olasılığı Neden Düşüktür?
Sunulan verilerin ışığında bir savaşın çok pahalı olacağı, hem savaş sonrası İran ve kontrol ettiği vekil güçlerin can yakıcı misillemeler yapacağı varsayıldığında ABD’nin İran’la geniş ölçekli bir savaşı rasyonel bir seçenek olarak görmediği ileri sürülebilir. Çünkü:
- Uzayan savaş, enerji piyasalarında kontrolsüz şoklar üretecektir.
- Bölgesel tırmanma, ABD’nin (özellikle Arap) müttefiklerini zorlayacaktır.
- Rejim değişikliği, yüksek maliyetli ve öngörülemez bir işgal sürecini gerektirdiği gibi doğuracağı bölgesel istikrarsızlık belirsiz bir gelecek yaratacaktır.
ABD askeri doktrini, sınırlı ve sembolik güç kullanımını dışlamaz. Ama, sürekli tehdit ve baskının, fiilî savaştan daha işlevsel olduğu gerçeğini de dışlamaz.
Türkiye, Ortadoğu ve Küresel Sistem
Türkiye açısından bu tablo üç sonuç üretebilir:
- Ortadoğu’da kalıcı istikrar değil, yönetilen belirsizlik dönemi devam eder ve Türkiye bu durumdan yararlanabilecek fırsatlar bulabilir.
- Enerji, ticaret ve finans alanlarında çoklu sistemlere uyum zorunluluğu onu zorladığı kadar bozuk ekonomik sitemimi düzeltmek zorunluluğu duyabilir.
- ABD ve bölgesel müttefiklerinin güvenlik harcamaları genişlerken, savunma sanayiini geliştirebilir ve kredi mekanizmalarından daha fazla yararlanabilir.
Sonuç
Kuvvetle muhtemeldir ki ABD’nin İran’daki stratejik amacı İran’ı yıkmak; yeni bir Körfez savaşı başlatmak veya küresel enerji akışını kökten kesmek değildir.
ABD’nin temel hedefi, bir ölçüde kendisinin de payı olduğu küresel hegemonik çözülmeyi zamana yaymak, alternatif sistemlerin senkronize ve düşük maliyetli biçimde kurumsallaşmasını geciktirmektir. İran bu stratejide bir “hedef ülke”den çok, sistemsel bir düğüm noktasıdır.
Ortadoğu, yeni bir düzenin kurulduğu alan değil; oluşmaktaki yeni düzenlerin geciktirildiği bir geçiş alanı hâline gelmiştir. İran bu geçiş alanının merkezindedir.
* The Office of Foreign Assets Control (OFAC) of the US Department of the Treasury
Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi ( OFAC ), ABD ulusal güvenliği ve dış politika hedeflerini desteklemek amacıyla ekonomik ve ticari yaptırımları yönetir ve uygular.



