Adana ve Mersin açıklarında TPAO’ya verilen petrol arama ruhsatı, termik santraller ve Akkuyu Nükleer Santrali ile zaten ağır baskı altındaki İskenderun Körfezi’ni yeni bir ekolojik eşiğe sürüklüyor. Deniz suyu ısısı 35 dereceyi görürken, Doğu Akdeniz giderek bir enerji sahasına dönüştürülüyor.
HABER MERKEZİ- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO), Adana ve Mersin açıklarında yaklaşık 53 bin hektarlık deniz alanında petrol arama ruhsatı verilmesi, Doğu Akdeniz’de süregelen enerji projelerine yeni bir halka ekledi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) kararıyla verilen sekiz yıllık ruhsat, İskenderun Körfezi ve çevresinde zaten kırılgan hale gelmiş deniz ekosistemine yönelik kaygıları büyüttü.
Bu karar, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın ABD’li enerji devleriyle yaptığı açıklamaların hemen ardından geldi. ExxonMobil ile yürütülen iş birliklerine ek olarak Chevron’la da yeni bir anlaşmanın gündemde olduğunu söyleyen Bayraktar, somut projelerin kısa süre içinde duyurulacağını açıkladı. Bölgedeki petrol arama faaliyetlerinin, TPAO’nun bu şirketlerle kuracağı ortaklıklar üzerinden genişletilmesi bekleniyor.
YARIM MİLYAR METREKARE DENİZ SAHASI
Yeni Yaşam Gazetesi’nin K. Bülent Ongun imzalı özel haberine göre, ruhsat verilen alan 529 milyon metrekarelik bir deniz yüzeyine karşılık geliyor. Karara göre TPAO, Türkiye karasularındaki bu sahada hidrokarbon arama faaliyetlerini yürütecek. Ancak çevre örgütleri ve bölge halkı için bu adım, Akdeniz’in giderek bir “enerji koridoru”na dönüştürülmesinin yeni bir göstergesi.
Aynı dönemde, ABD’li Chevron ile Katar merkezli Power International Holding bünyesindeki UCC Holding’in Suriye açıklarında petrol ve doğalgaz aramalarına yönelik ön mutabakat imzalaması, Doğu Akdeniz ölçeğinde daha geniş bir ekolojik tahribatın işaretlerini veriyor. Bu projelerin hayata geçmesi halinde Mersin, Adana ve Hatay hattının ağır bir çevresel yük altında kalacağı uyarıları yapılıyor.
DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ YARIŞI
Şam’da yapılan ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın da katıldığı anlaşmalar, enerji şirketlerinin Doğu Akdeniz’deki etkisini artırıyor. Daha önce Rus Soyuzneftegaz ile yapılan ancak fiilen hayata geçmeyen anlaşmaların aksine, yeni mutabakatların sahada karşılık bulması bekleniyor. İsrail’in Gazze açıklarında yoğunlaşan doğalgaz faaliyetleri de bölgeyi, askeri ve siyasi gerilimlerin yanı sıra ekolojik risklerin merkezine yerleştiriyor.
KÖRFEZ KAYNIYOR
İskenderun Körfezi, yalnızca petrol arama planlarıyla değil, mevcut sanayi ve enerji tesisleriyle de ciddi bir baskı altında. Tufanbeyli, İskenderun ve Atlas termik santralleri halihazırda faaliyette. Petrokimya tesisleri kıyı boyunca yayılırken, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin de devreye girmesiyle deniz ekosistemi üzerindeki yükün daha da artacak.
Son ölçümlere göre körfezde deniz suyu sıcaklığı 35 dereceye kadar çıktı. Oysa nükleer santrallerin güvenli çalışabilmesi için soğutma suyunun 28 derecenin altında olması gerekiyor. Termik santrallerin denizden aldığı soğutma suyunu daha sıcak ve kirli halde yeniden denize bırakması, yerel canlı türleri için ölümcül bir döngü yaratıyor.
EKOSİSTEMDE GERİ DÖNÜŞSÜZ EŞİK
Uzmanlara göre artan su sıcaklığı ve kirlilik, yerel türlerin yok olmasına ve istilacı türlerin yayılmasına yol açıyor. Nükleer santral, termik santraller ve petrol aramaları bir araya geldiğinde, körfezin taşıma kapasitesi aşılmış oluyor. Çevreciler, bu tabloyu “ekolojik bir çöküşün eşiği” olarak tanımlıyor.
Petrol arama ruhsatları, nükleer ve termik santraller, petrokimya yatırımları… Tüm bu projeler, İskenderun Körfezi’nde yaşamın geleceğini aynı anda tehdit ediyor. Enerji güvenliği adına atılan adımların bedelini ise, deniz ekosistemi ve bölgede yaşayan canlılar ödüyor.



