BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Süreç ve saklı olan şeyler…

Süreç ve saklı olan şeyler…

Akın OLGUN

CHP, Kürt siyaseti ve bir bütün olarak muhalefetin etkili alanları uzun zamandır baskı altında.
Kimi zaman CHP’ye, kimi zaman Kürt siyasetine, bazen de her ikisine birden yönelen bir şiddet sarmalı var ve sanırım AKP iktidarı özelinde, Erdoğan’ın en becerikli olduğu alanlardan birisi de bu. Yani baskıyı yönetebilme gücü ve becerisi.

Onu yönetebiliyor olmaktan büyük bir haz duyduğu ise şüphe götürmez bir gerçek. Sadece sıkıştığı, krizlerle boğuştuğu için değil; baskı ve şiddeti kontrol edebiliyor olmasının verdiği güç ile onu politik çıkarları için kullanışlı kılabilen cesaretinin de bunda payı yüksek.

Politik pragmatizm her siyasetinin mayasında vardır elbette ama onu güç ve şiddet ile sarıp sarmalamak ve riskleri üstüne alarak korkunç bir tabuya dönüştürmek başka bir şeydir.

Türkiye’nin AKP sarmalı da, bugün hayatımızın her alanına çöken hukuksuzluk, boş vermişlik ve umutsuzluk da böyle inşa oldu biraz. Lakin tek başına durumu açıklamıyor.
İktidarın kendisini “yıkılmaz” olarak görmesi değil onu güçlü kılan. Öyleymiş gibi gösterebilmesinde ve bunu şiddet yoluyla “olur” kılmasında.

Yıllardır “olmuyor” duygusunu o kadar derinlere işliyorlar ki, her itiraz, her öfke, her hak talebi hızla o derinlerde bir yerlerde iç ediliyor. Kendimize çok itiraf etmiyoruz ama içimiz öfke ve tepki mezarlığı gibi.

CHP bu döngüyü kırmaya çalışıyor, Kürt siyaseti bu döngüyü, yeni bir dönemin kapısını aralamak için zorluyor ve muhalefet çeperine dağınık şekilde yığılmışları bu temelde yönlendirmeye, toparlamaya çabalıyor.

Özgür Özel’in, baskı ve zoru, meşru zeminde boşa düşürme ve iktidarın ceberut hamlelerini halk nezdinde mahkûm etme siyaseti elbette oldukça zorlanıyor.
Hem parti içindeki direnç hem süreci doğru kavrama ve taktiksel hamleler yapma konusunda tez canlı yaklaşımlar hem de kitleleri mobilize etme konusunda ortaya konan siyasetin tekrara düşerek yorucu hale gelmesi birçok handikabı doğuruyor. Buna rağmen Özgür Özel’in, klasik CHP ezberinin dışına taşan söylemleri ve onu dile getirme cesareti iktidarı zorlamaya devam ediyor.

Özellikle Kürtlere dönük diş gösteren, ırkçı tutumları besleyen ve bölgesel politikalarda Kürtleri bir “düşman” olarak yansıtan iktidar ve dolayısıyla devlet tutumuna attığı çelme/ler oldukça etkili. Bu etkinin, iktidarın şiddet ve baskıyı yönetme becerisinin ayarını kısmen bozduğu ise çok ortada. Bu da bize, süreç ve barış siyasetinin riskli olduğu kadar, dengeleri değiştirecek kadar da güçlü olduğunu işaret ediyor.

Özellikle CHP’nin kritik anlarda aldığı rol, sadece iktidarın “güç” imajını değil, zulmü başkalarına hak gören ve cezalandırma kudretine sahip olduğuna iman eden tanrı sendromunu da açık ediyor.
“Devlet” dendiğinde hemen arkasına dizilen CHP tavrını şimdilik metruk kılan Özel, sadece CHP’yi değil, ulusalcı siyasetin CHP üzerindeki ideolojik hakimiyetini de büyük oranda boşa düşürüyor ve umarım bu tutumunu daha güçlü bir zemine oturtabilir.

Kürt siyaseti ile CHP arasındaki siyaset yapma farkı elbette oldukça büyük ama bazı anlarda kurulan cümlelerin, kesişmelerin o farkı bir anda ortak bir güce dönüştürdüğü de yadsınamaz.

İşte Rojava’ya dair Özgür Özel’in yaptığı açıklamaların yarattığı etki ortada. Kürtlerin o an yükselen derdiyle, duygusuyla hemhal olan birkaç cümlesi bile, iktidarın Rojava’da Kürdün kaybetmesi üzerinden kurduğu “zafer” rantı beklentisini sarsıverdi ve Kürtlere karşı cihatçıları savunan iktidar görüntüsünü pekiştirerek, Erdoğan’ı zorladı.
Kürt demokratik siyaseti açısından ise Rojava kuşatması, bıçak sırtı bir zemin oluşturdu diyebiliriz.

Eğer tüm dünyada ayağa kalkmış o Kürt halkı gerçekliği ve inadı olmasaydı, bugün çok başka şeyler konuşuyor olabilirdik. Kendisini, 18 Ocak anlaşmasının ipinden alan Rojava hakikati, bugün ayakta dik durabilmenin de nedenidir diyebiliriz.

Kürt halkının birlikte direnme, pes etmeme geleneğinin ve iradesinin ortaya çıkardığı momentumun, “yenildiler” diye ortalığı ayağa kaldırmaya çalışanların söylemleriyle bozulması kolay değil elbette ama imkânsız da değil.

Kimilerinin siyasi, kimilerinin ise kendi kişisel yenilgilerini Rojava üzerinden eşitleme çabası, gerçek anlamda travmatik bir tutum gibi görünüyor ve her iki anlamda da kalabalık bir toplam olduğu gözden kaçmamalı.
Yenilgi tarihinde biriken siyasetlere, liderlere, kişilere bakarsak, dağ gibi büyük bir yığın görürüz ve Kürtlere “siz de yenildiniz” demek için neden ortalıkta dolaşıldığını da anlarız.

Buradan hareketle ifade etmek gerekirse: Orta Doğu gerçekliğinden bağımsız, afaki tespitlerle durum okuması yapmak ve olanı “bitmiş” bir durum olarak işaret etmek, bunca yıldır yolu inşa edenin, onun siyaset ve pratik aklını kuranın iradesini yok saymaktır.

Konuyu bu zemine çekenler için hazin olan ise, “yenen” ile aynı safta yer tutan “yenilgi” söylemine yakalanmış olmalarıdır. Büyük tespitler yapıyormuş gibi ortalıkta dolaştırılan bu aklın oldukça alıcısı olduğunu görmek de biraz şaşırtıcı.
Sanırım, “yenilgi” söyleminin bu kadar “alıcı” bulmasının temel sebeplerinden biri, politik sahanın pratiğini örgütleme ve onu heyecanlı, yaratıcı kılma konusunda bir sıkıntının hala var olması…
Heyecanı ve yaratıcılığı, insanlar ilk önce partilerinde arar elbette. Öfkelerini, tepkilerini, taleplerini güçlü şekilde kürsülere yansıtılmasını bekler ve seslenişlerin içinde kendilerini bulmak için kulak kabartırlar.

Günlerce, Rojava için sokağa çıkmış, kar, kış demeden iradesini meydanlara yansıtmış, bedelin her türlüsünü göze alarak, sınırlara akın etmiş on binler, yüz binler, milyonlar, elbette güçlü sözler, anlamlı cümleler ve başardığının hakkını veren coşkulu belagatları hak ederler. Onu yeterince bulamadıklarında ise “yenildiler” diyenlerin anlatılarına yaklaşırlar. Olan biraz da bu.

“Yenilgi” söyleminin, kendi politik hattını örgütlemesi bir başarı olarak görülebilir bu yanıyla. Ulusalcısını, cemaatçisini, yarı liberalini, pusuda bekleyen ezikleri bir potada toplayabilmek az şey değil vesselam!

Öte yandan, imha olmamak için dünyanın dört bir yanında ayağa kalkan, Rojava’yı savunmak için canını dişine, tırnağına takan, ulusal onuruna sahip çıkarak, iradesini meydanlara yansıtan milyonların kazandırdığı momentumun politik pratiği, maalesef “yenildiler” diyenlerin berisinde duruyor hala.
Böylesi küçük bir alanı kaptırmak da tuhaf elbette ve sanırım bu da medyaya ve onun nasıl ele alındığına dair uyarıcı sinyaller veriyor konunun erbaplarına.

Neden sorusunun cevabını ararken, insan ilk önce çevresine bakıp, konuşulanlara, yapılan analizlere, yorumlara kulak kabartıyor. Sonra genel siyasetin ahvaline dikkat kesiliyor ve oradan sosyal medya kanallarından taşan söylem ve mesajların akışına şahitlik ederek, bir fotoğraf çıkarıyor.
Kıymetsiz veriler değil bunlar, aksine hayatın içinden çarpıcı fotoğraflar ve denk gelişler…

İdeolojik olmayı ve ilkesel tutumu kimi zaman abartan ve onun arkasına sığınarak, olanı, korumayı büyük bir “başarı” gibi sunan ve bundan konfor üreten yaklaşımların, yarını örgütleme konusunda bir tıkaç görevi görüp, görmediği de önemsiz bir tartışma değil. Yıkılmasından korkulan şeyin statüko olduğu gerçeği, kendini her geçen gün daha fazla hissettirdiği de açık.

Dün, sürgünde bir aydınını daha kaybetti insanlık.

Dilbilimci, çevirmen, yazar ve modern Kürtçe alfabenin öncüsü Mehmet Emin Bozarslan, kırk beş yıllık sürgünlüğü ile yumdu gözlerini hayata.

Cengiz Çandar’ın ona dair bir mesajına denk geldim sosyal medyada. Şöyle yazmış Cengiz Çandar; “Mehmet Emin Bozarslan’la kısa bir süre de olsa gazetede birlikte çalıştım. Dost olduk. Bir oğlunu faili meçhule kurban verdi. Sürgün yolunu tuttu. Dile kolay 45 yıl! Güzel insandı. Ruhu şad olsun.”

Bir hayatın özeti bu ve ne çok şey anlatıyor geride kalanlara…
Politik pratiği örgütlemenin, bir kişide somutlanması hali bu olabilir diye düşünüyorum ben de. Sadece talep eden değil, yapan, kuran, emanet eden bir düşünsel pratik ve yaşam hakikati…
Sanırım, “süreç”, “barış”, “komün”, “paradigma” dediğimiz şeylerin de özeti bu aynı zamanda.
Yapan, kuran ve örgütleyen olmanın özgüveni yani.
Muhtaç olmamanın gücü ve onuru bunların içinde saklı belki de.

Benzer Haberler

Karar açıklandı |

Ayşe Barım'a 12 yıl 6 ay hapis cezası

“Cinsel istismar”dan aldığı ceza onandı |

Derecik Belediye Başkanı Dinç’in başkanlığı düştü

Eğitime bir gün ara verildi |

Erzurum, Van, Ağrı ve Muş'ta kar tatili

Erdoğan’dan kabineye gece yarısı ayarı I

Adalet ve İçişleri Bakanları görevden alındı

Davada 10’uncu gün |

Aziz İhsan Aktaş'ın savunma yapması bekleniyor

İmralı Heyeti ile Erdoğan görüşmesi başladı |

Sancar: Önerilerimiz var, onları sunacağız

“Suriye’de kalıcı barışın yol haritası belli oldu” |

Erdoğan: Meclis sürecin yeni aşamasında vazifesini yapacaktır

Akın Olgun yazdı |

Süreç ve saklı olan şeyler…