BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Yekta Armanc Hatipoğlu yazdı |

Rojava’yı görmeme ve duymama imtiyazı

Yekta Armanc Hatipoğlu yazdı |

Yekta Armanc HATİPOĞLU

Barış Ünlü, “Türklük Sözleşmesi”nde Türkiye’de Türklüğün bir etnik kimlikten öte belli ayrıcalıkları olan bir “hal” olduğunu söyler. Egemen ulus olmanın getirdiği bir görmeme, duymama ve ilgilenmeme hali; bir nevi imtiyaz.

Osmanlı’nın sonundan bir bütün olarak Cumhuriyet tarihine bu “hal” damga vurmuştur.

Bu halin içinde olanlar pek çok şeye, genellikle ideolojik benliklerini de bir kenara bırakarak, Türklük çerçevesinden bakarlar. İşlerine gelmeyen kısımları görmezden gelirler, yok sayarlar. Çünkü tam da Ünlü’nün bahsettiği imtiyaza sahip olmanın ayrıcalığı içinde yaşarlar.

Solun belli bir kısmı da bu ayrıcalıktan azade değil. Elbette solun bundan azade olmaması, örnek olsun, siyasal İslamcılarla solu eşitlemek anlamına gelmiyor. Tarihinde Hikmet Kıvılcımlılardan İbrahim Kaypakkayalara kadar “imtiyazlarını bir kenara bırakarak” mücadele eden önderleri ve militanları olan bir hareketin tamamına değil bu eleştiriler. Ancak Türkiye solunun çok fraksiyonlu, çok dallı bir yapısı olması, bu eleştirilerin muhatabını “Türkiye solunun bir kısmı” yapıyor. Not olarak düşmekte ve öyle ilerlemekte fayda var.

İşte başta SİP geleneğinden gelen partilerin Rojava’ya bakarken söyledikleri tam olarak bu görmeme-duymama imtiyazının dışavurumları.

Konu Küba, Sovyet veya Çin Devrimleri olduğunda, yer yer haklı da olarak adeta birer devrimci nefere dönüşüp oraları savunmaya çalışan Türkiye solcusu, burnunun dibindeki Rojava’yı okumak, görmek istemiyor. Eski sosyalist deneylerde ve Küba’da dış güçlerle, hatta yer yer emperyalist ülkelerle kurulmak zorunda kalınan ilişkileri açıklamak için kılı kırk yaran Türkiye solcusu, Rojava’yı “mahkûm etmek” için oradaki ABD varlığını öne sürmekle yetinebiliyor.

Özünde Türklük imtiyazlarını bir kenara bırakamamış Türkiye solcusu devrim ihraç etmeye çalıştığı, yardıma muhtaç gördüğü Kürtlerin, enternasyonal dayanışmanın da katkılarıyla ama temelde kendi öz güçleriyle hareket etmesini içine sindiremiyor.

Sindiremiyor çünkü devleti koruma refleksiyle hareket ediyor, Türklüğün kendisine sağladığı konfor alanını paylaşmak istemiyor. Daha açık olmakta yarar var: Türklük halini aşamamış Türkiye solcusu, sıcak koltuğunu bırakmak ve ezberlerini aşmak istemiyor. Bugün güncel olan, toz toprak içindeki ve maalesef sonu şimdilik belirsiz olan Rojava’ya arka çıkmak, 35 yıl önce tarihe karışmış reel sosyalizm deneylerini savunmaktan daha riskli. Bu riski almak istemiyor. Toza, toprağa ve gerçeğe bulaşmak istemiyor.

Risk almak istemedikçe, içine sindiremedikçe de ipin ucunu daha da kaçırıyor. Kürt Özgürlük Hareketi’ne “İslamcı, anti-komünist, gerici, proje” demeye başlıyor.

Gerici dediği hareketin karşısında yıllarca desteklediği ve seküler bir kimliğe büründürmeye çalıştığı BAAS rejiminin on yıllardır yapamadığı seküler hamlelerin Rojava’da yapıldığını görmüyor ve duymuyor.

Örnek olsun, Esad ve HTŞ Suriye’sinde Müslüman erkeklerin dört kadınla evlenmeleri yasal olarak mümkünken bu Rojava’da 2014’te, Kadın Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle tamamen yasaklandı.

Başka bir örnek, karma eğitim. Rojava’da karma eğitim bütün düzeylerde uygulanmaya çalışılırken BAAS yönetimindeki Suriye’de ortaokul ve liselerde kız-erkek ayrımı uygulanıyordu. HTŞ’nin Esad rejiminden devraldığı bu mirası da devam ettirdiğini söylemeye gerek bile yok.

Eş başkanlığı her alanda uygulayan bir Rojava, Meclis’inde göstermelik bir kadın kotası olan BAAS Suriye’si ve bugün şeriat rejiminin açık açık dillendirildiği bir HTŞ yönetimi… Kimin seküler, kimin İslamcı olduğu gayet net.

SDG’nin üzerine bastığı en önemli başlıklardan ve olmazsa olmazlarından biri laik bir Suriye. Rojava’daki uygulamalar da bu doğrultuda.

                                                                                                   ***

Yakın bir zamanda Türkiye destekli HTŞ, Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahalleleri özelinde Rojava’ya açık bir savaş başlattı. Türkiye solunun bu belli kesimi ise yine sesini çıkarmadı. Çıkaranlar ise içlerindeki beyaz Türk’ü dışa vurdular. TKP Parti Meclisi Üyesi ve emekli diplomat Engin Solakoğlu X paylaşımında HTŞ’nin açık savaş ilanını “kayıkçı kavgası”na benzetti.

Yani Solakoğlu, Türkiye destekli ve içlerinde IŞİD üyeleri olduğu bilinen bir örgütün seküler, demokratik başka bir örgüte ve bölgeye açık savaş ilanına “danışıklı dövüş; sonuçsuz, gürültülü ama önemsiz atışma” dedi.

                                                                                                          ***

Tarih, Rojava’da, toz ve toprak içinde yazılıyor. Bu yazılan tarihin karşısında kalmayı tercih edenler sadece siyasi bir hata yapmıyor aynı zamanda imtiyazlarına olan bağlılıklarını tekrar teyit ediyor.

Son olarak imtiyazından vazgeçmiş, mücadele etmiş, sırtını ülkenin ve coğrafyanın gerçeklerine dönmemiş Türkiye sosyalist hareketinin bütün önderlerine, militanlarına saygı ve sevgiyle…

Benzer Haberler

DEM Parti’den Halep açıklaması: Saldırılar insanlık suçu |

"Çözüm ortada SDG yöneticilerini Ankara’ya davet edin"

TBMM’de bu hafta l

Gündemde neler var?

Kani Torun, Barrack’ı alıntıladı iktidarı eleştirdi:

Dilimizde tüy bitti...Suriye’deki tarafları Ankara’da bir araya getirin